Sosyal Duygusal Beceriler ve Öğrenme Güçlükleri Arasındaki İlişki

Öğrenme denildiğinde akla ilk gelen akademik başarı ve bilişsel beceriler (okuma-yazma, matematik) olsa da aslında sağlıklı sosyal ilişkiler kurabilmek için de öğrenmeye ihtiyaç vardır. Okuma-yazmayı öğrenmek için nasıl ses-sembol eşleşmesini çözmek gerekiyorsa, diğerleriyle sağlıklı iletişim kurabilmek için sosyal ipuçlarını doğru değerlendirmek, duyguları anlamak, güçlü duyguları kontrol edebilmek, problem çözebilmek vb bir çok beceriyi kullanmak gereklidir.

Öğrenme güçlüklerinin tanımı ve tanısı hakkında farklı görüşler olsa da fikir birliğine ulaşılmış olan nokta öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin  bir çoğunun sosyal ilişkilerde zorlandıklarıdır. Özellikle bu çocukların akranları tarafından kabul edilmekte, sosyal ipuçlarını anlamakta sorun yaşadıkları bilinmektedir.

Öğrenme güçlüklerinin, genel olarak akademik başarı üzerindeki etkisine odaklanılması ve sağaltım programlarının daha çok bilişsel becerileri geliştirmeye yönelik olması; öğrenme ile sosyal-duygusal beceriler arasındaki ilişkinin tam ve doğru olarak anlaşılamadığını göstermektedir.

Sınıfın sosyal bir ortam, öğrenmenin ise bir paylaşım ve aktarım olduğu gerçeğinden yola çıkarsak öğrenme güçlüğü olsun olmasın her çocuğun sahip olduğu potansiyeli ortaya çıkarabilmesi için sosyal-duygusal beceriler belirleyici bir rol oynamaktadır.

Peki Sosyal ve Duygusal Beceriler derken ne anlatılmak isteniyor?

“Sosyal Beceri” kelime anlamı olarak bireyin sosyal durumlar karşısındaki davranış ve tepkilerinin tümü olarak düşünülebilir. Bireyin kullandığı ya da kullanamadığı sosyal becerileri onun sosyal ilişkilerdeki yeterliliğini belirler.

“Duygusal Beceri“ denildiğinde ilk akla gelen duygular olsa da tanım, bununla sınırlı değildir. Bireyin kendi duygularını tanıması, yönetebilmesi, diğerlerinin duygularının farkında olması, kendi davranışlarını kontrol edebilecek motivasyona ve enerjiye sahip olması, duruma ve ortama uygun olan sosyal becerileri kullanılabilmesi bireyin duygusal zekası ile ilişkilidir.

Öğrenme güçlükleri yaşayan her bireyin sosyal-duygusal becerilerde zorlandığı genellemesini yapmak çok doğru olmasa da  bu bireylerin akranları tarafından daha zor kabullenildikleri, alaya ve zorbalığa daha sık maruz kaldıkları, öğretmenleri ve akranları tarafından daha sık eleştirildikleri ve yetersiz olarak değerlendirildikleri, akran baskısına daha kolay boyun eğdikleri, bir gruba dahil olmakta daha çok zorlandıkları düşünülürse sosyal – duygusal gelişimlerinin bu durumlardan ne şekilde etkilendiği tahmin edilebilir.

Son on yıl içinde giderek önem kazanan, araştırmacıların ve eğitimcilerin dikkatini çeken Sosyal – Duygusal Öğrenme kavramı, öğrenme güçlüğü yaşayan bireyin ihtiyaçlarının çok daha etkili bir şekilde karşılanmasına olanak sağlayabilmektedir. Sosyal-Duygusal Öğrenme ve öğrenme güçlükleri arasındaki ortak bağlantı noktaları dikkat çekicidir:

1– Kendi ve başkalarının duygularını tanımak

2– Güçlü duyguları ile baş edebilmek

3– Uygun şekilde dinlemek ve konuşmak

4– Diğerlerinin bakış açısını anlayabilmek

5– Kendine ve başkalarına saygı göstermek, farklılıkları kabullenmek

6– Problemleri tanımlamak

7– Gerçekçi hedefler belirlemek,

8– Karar vermek ve sorumluluk almak

9– Diğerleri ile geçinebilmek olumlu ilişkiler kurmak

10– Akran baskısıyla baş edebilmek

11– Çatışma ile baş edebilmek (arabuluculuk, işbirliği yapabilmek)

12– Yardımlaşmak (yardım istemek, yardım etmek)

13– Grup içinde verimli olarak çalışabilmek

14– Ahlaki ve sosyal olarak sorumluluk alabilmek

Sosyal Duygusal Öğrenmenin desteklediği tüm bu beceri alanları işlevsel ve sağlıklı bir birey olmak için gereklidir. Ama aynı zamanda öğrenme güçlüğü yaşayan bireylerin öncelikle akademik başarıyı yakalamaları için ihtiyaç duydukları becerilerdir.

Öğrenmenin gerçekleşebilmesi için öğrenme ortamının kabul edici ve iletişime açık bir yer olması gerekir. Sosyal –  Duygusal Öğrenmenin temel hedefi çocukların duygusal olarak rahat ve güvende hissettikleri, bunun yanında sosyal olarak iletişim kurabildikleri sınıf ve okul ortamının yaratılmasıdır.

Öğrenme Güçlüğü Olan Bireylerin Sosyal Duygusal Becerilerini Desteklemek

Öğrenme güçlüklerinin en temel özelliği bireyin bir beceriyi öğrenmesi ve geliştirmesi gerektiğinde, hedeflenen davranışın/bilginin önce öğretilmesi sonra tekrar edilmesi, uygulanması, pekiştirilmesi, geri bildirim verilmesi  şeklindeki basamaklara ihtiyaç duyulmasıdır. Sosyal – Duygusal Öğrenmenin tam olarak da yapmak istediği ve bunun için kullandığı öğretme yöntemi bu ihtiyaca denk düşer.

Öğrenme güçlüğü yaşayan bir çocuğun sosyal – duygusal gelişimini desteklemek için;

1– Çocuğun güçlü özelliklerini fark etmek ve onun da bu özelliklerinin farkında olması için destek olmak: Örneğin okumada zorluk yaşayan bir çocuğun çizim alanındaki becerisini okul gazetesine ve ya sınıf panosuna resimler yapmasını sağlayarak onun arkadaşları arasındaki kabulünü arttırmak mümkün olabilir.

2– Sosyal becerileri de aynı akademik becerileri öğretir gibi küçük adımlara bölerek, farklı örnekler ile tekrar ederek ve geri bildirim vererek öğretmek. Öğretilen becerinin uygulanabileceği alanlar ve fırsatlar yaratarak çocuğun yeni beceriyi kendi başına deneyebilmesi için fırsatlar yaratmak ve uyguladığı anda bu beceri pekiştireçler ile desteklemek. Bazı önemli sosyal becerileri belirlemek gerekirse;

  • Sözel olmayan ipuçlarını fark edebilmek/anlayabilmek (jest ve mimikler, beden dili)
  • Duyguları anlayabilmek (kendisinin ve diğerlerinin)
  • Komik olmak ile komik davranmak arasındaki farkı anlamak (uygun zamanda yapılan bir espri yapabilmek ile sınıfın soytarısı gibi davranmak arasındaki farkı göstermek, uygun şaka/espri tarzlarını anlatmak)
  • Olumlu-olumsuz geri bildirim alabilmek (olumlu geri bildirim karşısında sınırı aşmamak, olumsuz eleştiri karşısında savunmaya geçmemek gibi)

3– Öğrenme ortamında rekabeti en aza indirmek ve daha çok işbirliğini öne çıkarmak. Öğrencilerin bir arada çalışabilecekleri, birbirlerinden öğrenebilecekleri fırsatlar yaratmak. Çocuklar kendi performanslarını diğerleri ile karşılaştırmak konusunda oldukça hızlıdırlar. Bunu değiştirecek bir öğrenme ortamı yaratmak sadece sosyal duygusal becerileri geliştirmek için değil temel olarak öğrenme becerilerini  desteklemek için önemlidir.

 

 

ÖZ DÜZENLEME

Artık biliyoruz ki zeka tek boyutlu bir kavram değil. Howard Gardner’ın psikoloji ve eğitim dünyasına kazandırdığı Çoklu Zeka Teorisinin ardından zeka ve başarı ile ilgili tanımlar, beklentiler değişti. Daniel Goleman ise Duygusal Zeka kavramını sunduğundan beri IQ ve EQ arasında gidip geliyoruz. Ama aslında bilinen şu ki seçim yapmak zorunda değiliz hatta bu kavramlar birlikte işlevsel olduğunda bireyin hayat kalitesi yükseliyor.

Duygusal zeka kuramı 4 temel kavram üzerine odaklanır. Birincisi “Öz Farkındalık” yani bireyin duygularının farkın-da olabilmesi. Çünkü duygularımızın farkında olabilirsek nasıl davranacağımıza karar vermek daha da kolaylaşır. İkinci kavram “Öz Düzenleme”; duyguları, düşünceleri ve davranışları organize etmeye yarar ki bu bültenin devamı bu konu üzerinedir. Üçüncü kavram “Sosyal Farkındalık” bireyin kendine odaklanması kadar çevresinin de farkında olmasının önemini vurgular. Son olarak “İlişki Yönetimi” kavramı ise kendisinin ve çevresinin farkında olan bireyin sosyal ilişkiler kurması ve devam ettirmesi için gerekli becerileri kapsar

Öz Düzenleme aslında bireyin çevreden gelen uyaranlara en uygun şekilde uyum sağlamasını/tepki vermesini sağlayan bir-çok beceriden oluşan karmaşık bir süreçtir. Öz düzenleme en genel tanımıyla duygularımızı, düşüncelerimizi ve davranışları-mızı kontrol edebilmek ile ilgilidir.

Öz Düzenleme bireyin düşünerek, bilinçli ve farkında olarak davranabilmesi için gerekli olan becerileri kapsar. Bilişsel ve duygusal düzenleme becerileri birbirlerinden bağımsız alanlar değildir. Tam tersine düşünceler duyguları, duygular da düşünceleri etkiler. Bu nedenle kaygı ya da hayal kırıklığı duygusu ile baş etmekte zorlanan bir çocuk öğrenme için gerekli bilişsel faaliyetlere odaklanmakta zorlanır, düşüncelerini ve bilişsel becerilerini düzenlemekte sorun yaşar. Kaygı ile baş etmeyi ve düşünme becerilerini düzenleyebilmek, çocukların zorluklar karşısında yılmadan denemeye devam etmesini ve böylece yeni becerileri öğrenebilmesini mümkün kılar.

Bebek doğduğu andan itibaren aslında öz düzenleme becerilerin gelişebilmesi için gerekli kapasiteye sahiptir. Ancak bizim onlara sunduğumuz deneyimler ile bu kapasitenin ne kadarını kullanabilecekleri farklılık gösterir. İlk yıllarda bebeğin ebeveynleri ile kurduğu ilişki bebeğin odaklanmasına, çevreden gelen uyaranları anlamlandırmasına yardımcı olur.

Yaratıcılığı geliştiren oyunlar, okul deneyimleri sayesinde çocuklar dikkatlerini ve oto kontrol becerilerini geliştirerek problem çözmeyi, planlama yapmayı öğrenirler. Ergenlik yıllarına geldiklerinde ise genellikle zamanı kullanmayı, ödev ve okul ile ilgili sorumlulukları (projeler, sınavlar) tek başlarına takip edebilmeyi başarmaları beklenir. İşte tüm bunları başarabilmeleri öz düzenleme ile ilişkilidir.

 Öz Düzenleme Neden Önemlidir?

Hepimiz belli bir genetik mirasla, kişisel özellikler ve yatkınlıklar ile dünyaya geliyoruz. Ama biliyoruz ki davranışları-mız ve becerilerimiz deneyimlediklerimizle değişiyor ve gelişiyor. Aslında beynimiz deneyimlerimizi, deneyimlerimiz ise beynimizi şekillendiriyor. Beynin plastisite özelliği sayesinde öğrendiklerimizin, beynimizin yapısında kalıcı değişimler oluşturduğunu artık biliyoruz.

Öz düzenleme çocukların okul ortamına uyumunu iki yönde etkiler. İlk olarak “Sosyal-duygusal öz düzenleme”, çocukların birebir ya da grup içinde etkili iletişim kurarak sınıf ortamına uyum sağlamasına ve deneyimlerinden yeni beceriler öğrenmesine imkan sağlar. “Bilişsel öz düzenleme” ise çocukların öğrenme için gerekli olan bilişsel becerileri ve problem çözme yetilerini geliştirmelerine yarar.

Öz düzenleme becerisine sahip olan bireyler duygularının farkında olabilmenin yanı sıra dürtülerini daha iyi kont-rol edebilme becerisini de sahiptirler. Altmışlı yıllarda çocuklar ile yapılan bir deneyde 4- 5 yaş grubundaki çocuklara bir şekerleme sunulur ve şekerlemeyi veren yetişkin odadan bir süreliğine çıkacağını, o geri dönene kadar şekerleme-yi yememeyi başarırsa çocuğa bir şekerleme daha vereceğini açıklayıp, odayı terk eder. Deneyin bundan sonrasında çocukların davranışlarını izlemek oldukça eğlenceli ama aslında sonuçları da bir o kadar çarpıcı. Verilen ilk şekerle-meyi yeme dürtüsüne karşı koyabilen (anlık hazzı erteleyebilen) çocukların sonraki yıllarda okul başarısının daha yük-sek olduğu, sorumluluk sahibi bireyler oldukları belirlenmiş. Bunun yanı sıra bu çocukların sosyal iletişimlerinin daha güçlü olduğu da ortaya çıkmıştır.

Atalarımızın dediği gibi “Ağaç yaşken eğilir”. Yaşamın ilk yıllarından itibaren edindiğimiz deneyimler sonraki yıllarda-ki sosyal-duygusal ve bilişsel yapılanmamızı etkiler. Öz düzenlemenin gelişmesinde aslında ilk aylardan itibaren oynadığımız oyunların ve kurduğumuz iletişimin büyük rolü var. Yani hiçbirimiz bir anda, kendiliğinden, duygularının farkın-da olan, olaylar karşısında davranış ve düşüncelerini planlayabilen, dürtülerini kontrol edebilen, hedeflerine ulaşmak için planlama ve organizasyon becerilerinin kullanabilen bireylere dönüşmüyoruz. Bu becerilerin hepsini yıllar içinde farklı deneyimler ile yavaş yavaş şekillendiriyoruz. Peki ama nasıl?

6 – 18 ay dönemi:

Bu dönemde bebek dünyayı keşfetmek için hala anne– babaya bağımlıdır. İçeriden gelen (açlık vb) ve dışarıdan gelen (gürültü, soğuk vb) uyaranların yarattığı etkileri düzenlemek için anne babaya muhtaçtır. Bu bağ sayesinde bebek dış dünyayı algılar ve öğrenir. Asıl olan iletişim ve etkileşimdir. Bu nedenle sadece eğitici materyallere yönelmektense anne-baba ile oynanan Ceeee oyunu, bir oyuncağı örtünün altına saklamak, basit şarkılar ve taklit içeren oyunlar aslında bilişsel ve duygusal gelişimi destekler.

18 – 36 ay dönemi:

Hızla gelişen dil, motor ve bilişsel becerileri sayesine çocuk çevresini daha çok keşfetmeye başlar, bağımsız bir birey olma yolunda önemli aşamalar kaydetse de anne–baba hala referans noktasıdır. Artık artan fiziksel beceriler nede-niyle daha aktif/hareketli oyunlara geçiş yapar. Yaş dönemine uygun resimli hikaye kitaplarını takip etmek, gün içinde yaşanılan olaylar ile ilgili sohbet etmek (şimdi birlikte markete gidelim, işte aradığımız kırmızı domatesler vb), duyguları isimlendirmek (özellikle mutlu, üzgün, kızgın, korku gibi temel duyguları çizgi filmde, günlük akış içinde ebeveyn tarafından isimlendirilmesi), renk-şekil özelliğine göre sıralama, gruplamalar yapmak, basit yapbozlar bu dönem için verimlidir. Burada önemli olan çocuğun ilgisidir. Tüm bu etkinliklerin birincil amacı öğretmek değil çocuk ile iletişimde olmaktır.

Bebeklikten Ergenliğe Öz Düzenleme

3 – 5 yaş dönemi

Okul öncesi dönem ile birlikte sosyal ilişkiler, kurallar öncelik kazanır. Dikkat süresi artan çocuk için öğrenmek kendi başına motive edici bir süreçtir. Bu dönemde deve-cüce gibi harekete dayalı oyunların yanı sıra hafıza kartları gibi sessiz oyunlarda ilgi çekicidir. Diğer yandan birlikte yemek pişirmek gibi günlük hayata dair etkinlikler hem eğlenceli hem de öğretici deneyimler sağlar. Gelişen yaratıcılıkları sayesinde hayale dayalı oyunlar bu yaş çocukları için ilgi çekicidir. Bu sayede pek çok duyguyu ve olayı canlandırma fırsatı yakalarlar.

5 -7 yaş dönemi

İlk okul yıllarında artık sosyal hayata uyum sağlanmış, okul olgunluğuna ulaşmış olan çocuk için kutu oyunlar daha da önem kazanır. Özellikle kuralları takip edebilmesi, strateji geliştirmesi gereken oyunlar öz düzenleme becerilerini geliştirmekte önemli rol oynar. Müzik ve hareket bu dönemde hala eğlenceli ve eğitici alternatif olmaya devam eder.

7 – 12 yaş dönemi

Bireysel sorumluluklarını (ödev, öz bakım vb) kendi başına alabilir duruma gelen çocuk için arkadaş ilişkileri gittikçe önem kazanmaktadır. Kutu oyunları, kart oyunları, Bil Bakalım Kim ya da Amiral Battı gibi mantık oyunlarının yanı sıra Su Doku gibi bulmacalar da bu yaş dönemindeki alternatifler olabilir. Lumosity (www.lumosity.com) gibi bilgisayar ortamında dikkat ve öğrenme becerilerini geliştiren web sitelerinden de yararlanmak önerilebilir. Bu dönemde de, müzik ile ilişki içinde olmak enstrüman çalmak ya da dans etmek öz düzenleme becerilerini desteklemeye yardımcı olacaktır.

Ergenlik dönemi

Genç bireyler yetişkinlik hayatına yönelmeye hevesli olsalar da acemilik dönemi henüz devam etmektedir. Bu dönemde zamanı planlayabilmeleri, yapmaları gereken işleri önem sırasına göre düzenleyebilmeleri, problem çözme becerilerini kullanabilmeleri beklenmekle birlikte bu beceriler bir anda ortaya çıkmaz. Bu nedenle plan yapmalarına yardımcı olmak, hedef belirlemeleri için yol göstermek (öncelikle ergen için keyifli olan durumlar ile ilgili hedefler belirlemesi) ve o hedefe ulaşmak için izleyeceği basamakları belirlemesine yardımcı olmak gerekebilir. Bunların yanı sıra sosyal olayları tartışmak, müzik, dans ve spor faaliyetlerine dahil olmak ergen için zenginleştirici deneyimler sunar.

Yaz günlerinde yapılabilecek 5 etkinlik: Farkındalık ve eğlence bir arada…

Yaz tatili tüm hızıyla ilerliyor, malum sayılı gün çabuk geçer derler. Ben çocukken yaz günleri çok uzun gelirdi, böyle çabuk da geçmezdi zaman sanki. Yaş ile mi değişen koşullar ile mi ilgili bilmiyorum ama artık zaman sanki daha bir hızlı geçiyor. Çocukluktan hatırladığım bir diğer şey ise “can sıkıntısı”. Aslında bence kıymetli bir ruh hali; biraz sıkıntı yaratıcılık için gerekli. Ama yine de ebeveyn olarak “Anne sıkıldım” cümlesini bu günlerde daha sık duyma riskine karşı aşağıdaki önerileri görünce sevindim.  Kaynak  Left Brain Budha adlı bir blog. Bağlantı adresini aşağıda belirttim.  İncelenmeye ve takip etmeye değer bir blog bence. (Seçil’e ve Çiğdem’e teşekkürler)

Gelelim çocuklarımızla yapabileceğimiz hem sıkıntı dağıtacak hem de farkındalıklarını destekleyecek etkinliklere…

1- Dondurmalı Meydan  Okuma

Bu sıcak günlerde dondurma yerken olaya faklı bir boyut katabilirsiniz. “Dondurma bitene kadar sessiz kalmak”.  Bu sessizlik anında çocuklarınızdan dondurmanın farklı çeşitlerinin tatlarına, dondurma ağızlarında  erirken hissettiklerine vb. odaklanmalarını isteyin. Dondurma bittikten sonra konuşacak bir çok şeyiniz olacak.

2-  Gökyüzü Çalışması

Çocukken ne kadar çok yapardık; bulutları bir şeylere benzetmeyi. Malzemeler basit gökyüzünü rahatça izleyebileceğiz herhangi bir yer. En güzeli çimenlere uzanmak ama şehir hayatında yeşillik bulmak biraz zor olabilir. Bulutları izlerken fikirler üretmek, bulutların nasıl şekil değiştirdiklerini fark etmek. Bulutlar ile zihnimiz arasında benzerlik kurmak için ideal bir etkinlik. Bulutlar gibi zihnimizdeki düşüncelerde, duygularımızda sürekli değişir. Yandaki resimde siz ne görüyorsunuz? Benim kızımın yorumu:Tavuk

3- Mahallede Yürüyüş

Mahalle  kavramı modern şehir hayatı ile değişmiş olsa da site içinde bir yürüyüş de amacımıza uyar. Burada önemli olan yürürken daha önce fark etmediğimiz bakıp da görmediğimiz ayrıntıları yakalayabilmek .  Yan bahçedeki çiçeklerin rengi, karşı kapı komşusunun kapısında aslı duran kapı süsü. Bu yürüyüşe çevremizdeki  seslere odaklanmayı da dahil edebilirsiniz.  Çocuklarınıza yeni neler fark ettiklerini ve daha önce acaba bunları neden fark edemediklerini sorabilirsiniz. (Önce kendinize de sorabilirsiniz tabi)

4- Yavaş-Hızlı-Yavaş

Günlük hayat ne hızlı ne koşuşturmalı değil mi? Bir daha ki sefere parka gittiğinizde çocuklarınızla yavaş-hızlı-yavaş oyununu deneyin. Çocuklarınız her ne yapıyorlarsa yaptıkları şeyi önce daha yavaş sonra daha hızlı sonra tekrar yavaş yapmalarını isteyin.  Sonrasında bunun üzerine konuşabilirsiniz. Yavaş yapmak nasıl bir duyguydu?, hızlı mı yavaş mı olmak hoşlarına gitti?

5- Bedava Limonata

Limonata satmak ya da niyet hazırlamak çocukların sevdiği etkinliklerdir. Sorumluluk duyguları gelişir, kendilerini önemli ve işe yarar hissederler, kazandıkları paralar onları çok mutlu eder. Peki bir de olaya diğer taraftan yaklaşsak sıcak yaz günlerinde komşulara bedava limonata dağıtarak karşılık beklemeden, iyilik yapmanın güzelliğini keşfetmelerine fırsat versek. Başkalarını önemsemenin, diğerlerini iyi hissettirecek bir şeyler yapmanın hazını hissetmelerini sağlasak güzel olmaz mıydı?

Kaynak: http://leftbrainbuddha.com/10-mindful-summer-activities-to-do-with-your-kids/

Daha Sade Bir Hayat için…

Sade bir hayat yaşamak artık bir lüks belki de. Şehir hayatı hızlı, stresli, yorucu. Bazen durup bir nefes almak gerekiyor. Çocuklar da bu hızlı hayattan nasiplerini alıyorlar. Artık çocukların da kaygıları var, onlar da gerginler. Çoğu zaman çok eşyaları olduğu için yeni gelen bir hediyenin anlamı onlar için o kadar da büyük değil. Çizgi filmlere ve her türlü çocuk filmine artık her an ulaşılabiliyorlar. Neredeyse her evde en azından bir bilgisayar ya da tablet var. Çocuklar bahçeye çıkmak yerine hayatlarını televizyon ve bilgisayar önünde geçirmeyi tercih ediyorlar.

Ama aslında onların gelişimlerini desteklemek, daha özgüvenli bireyler haline getirmek ve en önemlisi hayattan keyif almalarını sağlamak için aslında yapabileceğimiz şey çok basit; “hayatı sadeleştirmek.” Bu durumun ironik yanı, aslında zaten hayatımızı bir şekilde bu karmaşıklığa da bizim getirmemiz. O yüzden de çocukların hayatlarındaki sadeleştirmenin ilk adımını da ebeveynler, birey ve ebeveyn olarak kendi hayatlarında atmalılar.

Ebeveyn olarak şu cümleleri duyduğunuz oluyor mu? “Ne çok uyarıyorsun anne!”, “Tamam anne demin söyledin ya”, “Biliyorum…biliyorum”. Ya şu cümleleri söylediğiniz: “Hadi….”, “Geç kalıyoruz..”, “Biraz hızlı..”, “Çabuk!!!”. Sadeleşmenin il adımını dilimizde atabiliriz. Daha az uyarı vermek, daha az “hadilemek”, daha az hatırlatmak, çocuklarımıza daha az tekrarlayan yönergeler vermek kulağa basit, belki imkansız – çünkü yoksa nasıl yetiştiririz her şeyi?- geliyor olabilir. Çünkü sadeleşmek için uğraşmak aslında doğamıza aykırı. Sade, basit, az olanın “doğal” ve “gerçek” olduğunu düşündüğümüzde dilimizi sadeleştirmek için verilen uğraş inanın kısa sürede geri dönüşlerini verecektir. Ama ilk yapmaya başladığınızda çocuklarınız dahil etrafınızdaki kişilerin kafalarının karışması ve şaşırmalarını da beklemek gerek.

Ebeveynin sadeleşmekteki ikinci adımı ise mükemmeliyetçilikten uzaklaşmak olabilir. Çünkü “tam” ve “eksiksiz” sürdürülmeye çalışan bir hayatı sadeleştirmek daha zordur. Aklınızdaki planları, “olmazsa olmaz” ları, “an”lara sıkıştırdığınız telefon görüşmelerini sadeleştirmek sizi tüy gibi yapmasa da şu anki halinizden daha sade ve daha rahat kılacaktır.

Sadeleşmek neleri beraberinde getiriyor?

*Evdeki huzur ve keyif artıyor; çünkü koşturma, yetiştirme, telaş, çırpınma, kısıtlı zamanın getirdiği yorgunluk hissi azalıyor.

*Stres ve kaygı azalıyor; çünkü sadeleşen hayat sayesinde aile bireylerinin “engellenme” , “kısıtlanma”, “tükenme” durumları azalıyor.

*Dikkat ve konsantrasyon artıyor, çünkü az malzeme, az uyaran, az eşya, az oyuncak, az televizyon izleme süresi, az dijital hayat zihnimizi özgür bırakıyor. Özgür kalan zihin ise çok daha iyi ve uzun sürelerde odaklanabiliyor.

*Aile bireyleri arasındaki iletişim artıyor, çünkü sade bir hayatta “an”lar daha fazla. Daha çok durulan, ama aynı zamanda da daha çok konuşulan, paralel değil karşılıklı iletişimin arttığı bir ev ve aile hayatı ancak daha “sade” bir düzen ile gerçekleşiyor.

*Sağlık olumlu etkileniyor, çünkü stresin ve kaygının azaldığı, sükunet, sakinlik, iletişim, huzurun arttığı bir hayatta fiziksel sağlık ve beden de ellerinden geleni yapıyorlar, “iyileşiyorlar”.

Sadeleşmenin Adımları

1) Evler adeta oyuncak ve eşyalar ile dolup taşıyor. Ev ortamında az eşya demek; çocuk için daha fazla alan olması yani özgürlük ve doğal olarak daha az duyusal yük demek. Özgür olan çocuk kendi dünyasını daha rahat keşfedebilir. Bunun yanında, çok oyuncakla oluşan fazla uyaran çocukların dikkatini ve konsantrasyonunu olumsuz olarak etkiliyor. Çocuklar bu kadar çok oyuncak içinde seçim yapmakta da zorlanıyorlar. Kırık, bozuk, oynanmayan, çok gürültülü, çok fonksiyonlu, çabuk kırılabilecek ve rahatsız eden oyuncakları ayırın. Kırık oyuncakları attıktan sonra kalan oyuncaklar ile bir oyuncak kütüphanesi yapabilirsiniz. Böylece her an her oyuncak etrafta olmaz ve uzun zamandır görmediği eski oyuncaklar bile çocuğu heyecanlandırabilir. Bazen bir kutu aslında bir oyuncaktan daha büyüleyici olabiliyor çocuklar için. Kutu kimi zaman çocuk için uzaya gidebildiği bir roket ya da hazineyi de keşfedebilmesi için bineceği bir gemi olabilir. Bu sayede oyunun sınırları çocuğun hayal gücüne bağlı oluyor, oyuncağın sunduğuna değil.

2)Artık her an bilgiye ulaşmak çok kolay. Bunun çocuklar üzerinde olumsuz etkisi; zaman zaman başa çıkamayacakları bilgilere (onların endişelerini tetikleyebilecek) de ister istemez maruz kalabilmeleri. Haberleri seyretmek biz yetişkinler için bile zorken, onlar için yoğun bir stres faktörü. O nedenle eve giren bilgiyi sınırlandırmak giderek daha büyük önem kazanı- yor. Dışarıdan gelen bilginin yanında (internet, televizyon gibi), aile içi konuşmalara da dikkat etmek gerekiyor. Dış dünya ile ilgili endişelerimiz çocukları da endişelendiriyor. Çocuklar ebeveynlerinin duyguları ile besleniyorlar. O nedenle ebeveynlerin de çocuklarının yanında konuştuklarına dikkat etmesi gerekiyor. Bilgiyi, dili, kaygıyı da sadeleştirmek şart.

3)Çocuklar okul ve okul dışında farklı etkinliklere katılıyorlar. Spor, müzik, bale dersleri derken çocukların hayatlarında boş vakitleri olmuyor. Hep bir yerden bir yere taşınıyorlar. Evde geçirebilecekleri zamanları kısıtlı olduğundan evi özlüyorlar. Ebeveynler ise adeta birer şoför gibi çocukları oradan oraya taşıyorlar. Haliyle sohbet edebilecekleri, oyun oynayabilecekleri, bazen sadece durabilecek zamanları çok kısıtlı. Tabii ki çocukların farklı uğraşlarının olması, sevdikleri hobileri yapmaları önemli ama unutulmaması gereken şey çocukları birer projeye dönüştürmeyip gerçekten sevdikleri uğraşları seçmelerini ve hayatlarında boş vakitleri olmasını sağlamak gerekiyor. Aşırı yoğun günler ,çocukları da ebeveynlerini de yorar ve onlar üzerinde baskı yaratır.

4)Eşyayı, bilgiyi ve etkinlikleri sadeleştirmenin ardından ise kendi ailenize özel, nasıl bir sadeleşme yapabileceğinizi düşünebilirsiniz. İşte sadeleşme yolunda atılabilecek diğer adımlar:

-Giysileri sadeleştirmek,

-Okula giden çocuklar için kırtasiye malzemelerini sadeleştirmek,

-Dijital oyuncakları ve onlarla geçirilen zamanı sadeleştirmek,

-Günlük ritmi sadeleştirmek.

*Bu yazıda yer alan tema, bilgi ve örneklerin bazıları  Kim John Payne ve Lisa M. Ross tarafından yazılmış olan “Daha Sade Bir Hayat” kitabından alınmıştır.

 

YETERİNCE İYİ ANNE-BABA OLMAK*

Giderek artan bir hızda ilerleyen hayatımızda, giderek artan beklentileri karşılamak için elimizden gelenin en iyisini yapmak yetmediğinde, mükemmele ulaşmak için uğraşıyoruz. İşimizde, evimizde ve ailemizde hiç bir şeyi atlamadan, aksatmadan yetiştirme telaşındayız.

Tüm bu telaş içerisinde çocuklarımızla olan ilişkimiz, iletişimimiz nasıl etkileniyor, nereye doğru gidiyor? Anne-baba-çocuk üçgeninde olup bitenler yüzyıllardır sosyal bilimlerin gündeminde; farklı dönemlerde farklı çocuk yetiştirme akımlarının etkisi sonraki kuşaklara kadar uzanıyor doğal olarak. Bazen anne-babamız gibi olarak, bazen de onlar gibi olmadan (olmamayı deneyerek) çocuklarımızı yetiştir-meye çalışıyoruz.

Meslektaşlarımız ve anne-babalar ile yaptığımız atölye çalışmalarında sorduğumuz bir soru var: “Çocukluğunuzdan gülümseyerek hatırladığınız, siz de olumlu izler bırakan kimi hatırlıyorsunuz?” Bir kaç dakika düşünün, hatırladığınız kişiyi sizin için özel yapan faktörlerin arasında muhtemelen şunlar olabilir; bu kişi sizi

koşulsuz sevdiğini hissettirmiştir, onun yanında güvende hissetmişsinizdir, birlikte eğlenmişsinizdir, sizi kendine hayran bırakmıştır, size zarar vermeyeceğinden emin hissetmişsinizdir vb. Bazılarımız için bu kişi anne ya da babamızdır bazıları için ise aileden bile olmayan biri, ama onu özel yapan bize olan yakınlık derecesi değil bizimle kurduğu ilişkidir.

Peki hangi anne-baba aslında çocuğu için “özel” olan olmak istemez. Bunu sağlamak için ne yapmak, nereden başlamak gerekir? Anne-babalık ile ilgili kaygılarımıza bir yenisini eklemek değil amacımız. Mükemmele ulaşmak, hiç hata yapmamak da değil. Tam tersi, eğrisiyle doğrusuyla, öfkesiyle sevinciyle, çatışmasıyla çözümüyle günlük hayatın getirdiklerini kapsayarak çocuklarımızla iletişimimizi sağlamlaştırmak.

 

Zaman ilerledikçe hayat değişiyor, bu zamanda anne-baba olmak da çocuk olmak da zor. Anne-babalar daha uzun saatlerini çalışarak evin dışında geçiriyorlar, akrabaların ve ailelerin desteğini almak daha zor olabiliyor, çocuklar teknolojik aygıtlar ile daha uzun süre (daha küçük yaştan başlayarak ve gün içinde daha uzun süreler ayırarak) geçiriyorlar, yaşıtlarıyla giderek daha az bir arada oyun oynayabiliyor, sokağa daha az çıkıyorlar. İşte bu gibi nedenlerle sosyal duygusal gelişim alanında daha büyük bir ihtiyaç hissediliyor.

Tam da bu noktada son yıllarda önem kazanan Duygusal Zeka kuramının alt yapısını oluşturduğu Sosyal Duygusal Gelişimi Destekleyen Ebeveynlik ya da diğer bir değişle “Sosyal Duygusal Ebeveynlik” kavramı ile tanışıyoruz. Duygusal Zekanın hayat başarısı için öncelikle olduğu-nu vurgulayan araştırmalara göre uygun ebeveyn tutumları ile çocukların sosyal duygusal gelişimlerini ve duygusal zekalarını desteklemek mümkün. Duyguların ifade edilebildiği, yaşanılan çatışmalara aile bireyleri tarafından ortak çözümlerin bulunabildiği ortamlarda yetişen bireylerin …

Sosyal Duygusal Ebeveynlik yeni bir anne-babalık tanımı değil aslında sadece günlük hayat içerisinde zaman zaman hepimizi zorlayan durumlar ile baş etmemizde farklı bir bakış açısı ve anlama sağlayan bir kavram. Aslında hepimizin az -çok bildiği, bazılarımızın doğal olarak kendiliğinden yapabildiği, bazılarımız için biraz pratik ve zaman gerektiren 5 temel adım ile özetleyebiliriz.

 

5 ADIMDA SOSYAL- DUYGUSAL EBEVEYNLİK

 

1) Çocuğun duygularını fark etmek; Sosyal duygusal gelişimin olmazsa olmazı duyguları ile ilgili farkındalıktır. Anne-baba olarak günlük hayatın telaşından, kendi ajandalarımızın yoğunluğundan sıyrılmak zor da olsa aslında çocuğumuzun davranışının arkasında hangi duygunun yattığını anlamak olayların seyrini tamamen değiştirebilir. Oyunun en keyifli yerin-de ders yapması için odasına gitmesi gereken bir çocuğun hissettiklerini anlamak çok zor değildir ama günün koşuşturmasında bunun için durup düşünmeyi çoğu zaman unutabiliriz. Duyguları anladığımızda (öncelikle kendi duygularımızın farkında olarak) bir sonraki adıma geçmek için hazırız demektir.

2) Duyguları ilişki kurma ve yakınlaşma fırsatı olarak kullanmak; Bazı duygular çok güçlüdür (öfke, kıskançlık, hayal kırıklığı gibi). Çocuğumuz-da bu kadar güçlü duyguları görmek, kabullenmek söylendiği kadar kolay olmayabilir. Çünkü güçlü duygular kolayca kontrolden çıkabilir. Pek çoğu-muz bu duygular karşısında orada kalmayı, çocuğumuza destek olmayı denesek de bu duyguları bastırmaya çalışmak (çocuğumuz kızgınken biz ondan daha çok kızarak işleri kontrol almayı denemek gibi), yoklarmış gibi yapmak (ağlamanın en şiddetlendiği anda dikkatinin başka bir şeye çek-meye çalışmak gibi) çoğu zaman daha kolay gelebilir. Aslında çocuklar anne-babaları tarafından her koşulda kabul gördüklerini, bu güçlü duygular karşısından ebeveynlerinin panik olmadığını, dağılmadığını gördükle-rinde kendilerini güvende hissedeler. Günlük hayattaki krizler çoğu zaman çocuğun becerilerinin gelişmesi için gerekli olan fırsatları da beraberinde getirir. Sadece bunu başarabilmek için bol bol pratik yapmak gere-kir bir de diğer 3 adımı takip etmek.

3) Empati ile dinlemek çocuğun duygularını önemsemek/kabullenmek; Empati günümüzün en popüler terimlerinden biri olsa da çoğu zaman tam anlaşılmadığını ya da yanlış anlaşıldığını görüyoruz. Empatinin ne olduğunu tanım olarak hepimiz biliyoruz belki ne olmadığını anlatmak yardımcı olur. Empati çocuğun hatalı davranışlarını görmezden gelmek demek değildir. Yanlış davranışı kabullenmek değil buna neden olan duyguları anlamaktır. Empati karşımızdakinin bize zarar vermesine izin vermek değildir. Kızgın olduğunu anlamamız bize vurmasına izin vermemiz anlamına gelmez. Empati ile dinlemek karşımızdakinin her söylediğini onaylamak değildir, satır aralarındaki duyguları anlamaya çalışmaktır. Ve bu her zaman çok kolay değildir. Nedense bir çocuk korktuğu, üzüldüğü, kızdığı zaman yetişkinler için bu çoğu zaman o kadar “önemli bir konu” değildir, çocukların abarttıklarını düşünürüz (ya da öyle düşünmek işimizi kolaylaştırır). “Ne var canım bunda korkacak” dediğimizde tüm iyi niyetimizle çocuğumuzu rahatlatmak istesek de aslında yaptığımız onun duygularını önemsememek/kabullenmemektir. Oysa duygularını kabul edemezsek 4. Adıma geçmemiz mümkün olmaz.

4) Çocuğa duygularını sözel olarak ifade etmesi için destek olmak; İşte bu adım en zorlarından biridir. Karşımızın ne hissettiğini anlamak, onun duygusunu kabullenmek, onu dinlemek için odaklanmak bir yere kadar. Eğer çocuğumuzun kendi duygularını ifade etmesine fırsat veremezsek sosyal duygusal gelişim süreci yarım kalmış olur. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki duygularını ifade edebilen bireyler kendilerini daha kolay sakinleştirebiliyor ve bu özellikleri onları akademik ve iş yaşamında daha başarılı bireyler olmalarında önemli bir rol oynuyor. Duygularını ifade edebilmek bizi 5. Adıma götürüyor.

5) Sınırları belirleyerek çocuğun kendi problemlerini çözmesine yardımcı olmak; Buraya kadar geldik ama hala çocuğumuz bir arkadaşına yumruk attığında ya da alışveriş merkezinin ortasında ağlama krizine girerse ne yapacağımızı bulamadık. Aslında sosyal duygusal becerileri destekle-menin altında yatan temel prensiplerden biri çocuklara düşünmeyi, davranışlarının sonuçları hakkında farkında olmayı, ve sorumluluk almayı öğretebilmek. Anne-babalar olarak sınırları çizmeden çocuklarımıza doğru- yanlışı öğretebilmemiz mümkün değil. Ama bunu yaparken de çocuklarımızın kendi problemleri çözmek için nasıl bir yol izlemeleri konusunda destek olmamız da gerekiyor. Çok koruduğumuzda çocuklar kendi başlarının çaresine bakmayı zor öğreniyorlar, çok sert kurallar koyduğumuzda baskı altında ne yapacaklarını öğreniyorlar ama baskı ortadan kalktığı anda kaosa sürükleniyorlar. O nedenle hem uygun olanı göstermek hem de kendi çözümlerini üretmeleri için onlara fırsat vermek yeterli birer birey olmaları için gerekli olan sihirli formül. Ama tabi ki önce bizlerin anne-baba olarak sonra onların bol bol deneme yapmaları lazım.

 

Kaynaklar:

John Gottman (1997). Raising an Emotionaly Intelligent Child.

*Başlıkta ki “Yeterince İyi Anne-Baba” ifadesi ünlü psikanalist D. Winnicot tarafından ifade edilen Good Enough – Mother kavramından esinlenilmiştir.

 

 

Çocuklara şefkat ve merhamet değerlerini kazandırmak

“Kalbi  eğitmeden, aklı eğitmek eğitim değildir.”  Aristo

Bazen hayat bize zaten sahip olduklarımızı  hatırlamamız/değerini anlamamız için onları karşımıza yeni kavramlarmış gibi çıkarır. Empati böyle bir kavram bizce. Çünkü aslında kültürel olarak değerlerimizde mevcut olan ya da eskiden olduğuna inandığımız  başkalarını önemsemenin, şefkat ve merhamet duygularının temeli.  Sadece şimdi duygusal zeka, karakter eğitimi gibi oluşumların içinde biz sanki onu yeni bir şeymiş gibi tekrar anlamaya ve keşfetmeye çalışıyoruz. Aslında bu keşif ve anlama ihtiyacı tesadüfi değil. Çünkü hayatımız giderek daha karmaşık ve stresli hale geliyor. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki stres beynimizin özellikle duygu yönetimi ve öz denetimden sorumlu olan pre frontal korteksini olumsuz olarak etkiliyor.  Stres altındaki bir bireyin kendi  duygularını, davranışlarını anlaması ve düzenlemesi zorlaştıkça başkalarının duygu ve ihtiyaçlarını fark etmesi de o kadar zorlaşıyor. Bunun yanı sıra stres ve gerginlik aslında bulaşıcı, ortamdaki bir kaç gergin birey diğerlerini de etkileyebiliyor.  Bir araştırma öğretmen ile öğrencilerinin stres düzeyi arasında yüksek bir ilişki olduğunu vurguluyor. Hal böyle olunca empati becerisi üzerine yatırım yapmak giderek vazgeçilmez bir gereklilik haline geliyor.

Bir beceriyi geliştirmek, davranış hatta tutum haline getirmek için bol bol denemek gerekir. Yani antrenmanları sıkı tutmak lazım.  Empati, problem çözmek, duyguları kontrol etmek gibi beceriler bir kaç denemeyle hemen yerleşmeyecektir.  Çocuklarımızın bu becerileri sergilemeleri için ne kadar çok yatırım yaparsak, ne kadar fazla fırsat yaratırsak sosyal duygusal becerileri repertuvarı o kadar güçlenmiş olacaktır.

Biraz tekrar etmek gibi olsa da çocuklarda empati ve şefkat yetilerini geliştirmek için Dr. Schonert-Reichl tarafından belirtilen  5 öneriyi aktaralım.

  1. Ne yapmayalım: Ödül!

Çocuklara kibar davranışları ya da başkalarına yardım ettikleri için ödül vermek  bu davranışın doğal olarak sonucu olan pozitif duyguların engellenmesine neden oluyor. Bu durumda başkasına yardım etmekten çok diğerlerinin onayını almak için bu davranışı sergilemeyi öğreniyor ki bu şekilde bir dış güç (motivasyon) olmadığında yardım etme davranışını göstermemeyi tercih edebiliyor.

  1. Çocukların empati ve şefkat gösterme kapasiteleri olduğunu fark edin

Günlük hayattaki fırsatları kullanın. Eğer çocuğunuz bir başka çocuğa zarar verecek bir şey yaparsa onu hemen azarlamak yerine diğer çocuğun nasıl hissettiğini anlamasına yardım edin, daha da önemlisi  zarar gören çocuğun kendini daha iyi hissetmesi için neler yapabileceğini düşünmesini  sağlayın. Çocuklar bizim beklediğimizden daha iyi çözümler üretebilirler.                                                                           imagesCAG7G2IG

  1. Başkalarına yardım edebilecekleri fırsatlar yaratın ve yardımlaşmanın yarattığı olumlu duygular hakkında konuşun

Çocuklar yardım etmeyi severler. Evde, okulda, mahallede yardım edebilecekleri fırsatları kaçırmayın. Sonrasında neler hissettiği hakkında konuşun, olumlu duygularını takdir edin.

  1. Desteği arttırın, eleştiriyi azalttın

Her çocuk için anne babasının onayı, takdiri oldukça önemlidir.   Hatalar karşısındaki tutumunuz  ona kelimeler ile söylediğinizden daha fazlasını öğretecektir.

  1. Nazik davranan ve diğerlerini önemseyen bir birey olması için destek olun

Tüm bunların yanı sıra ve aslında bizce en önemlisi MODEL OLUN.

Kaynak:  http://depts.washington.edu/ccfwb/content/cultivating-kindness-and-compassion-children-0

 

 

Baba Olmanın Hassas Dengesi

Bir çocuğun hayatında annenin önemi ile ilgili bir yazı yazmak ne kadar gereksiz ise aslında babanın önemi hakkında da yazmak o kadar gereksiz olmalı. Ya da olmamalı çünkü çocuklar söz konusu olduğunda babalar gölgede kalan kahramanlar gibidir. Kahramandırlar çünkü her türlü zor durumla nasıl baş edileceğini çok iyi bilirler, gölgede kalırlar çünkü ya öne çıkmayı istemezler ya da bazen  ön saflarda yeterince yer bulamazlar (burada annelere  küçük bir düşünme anı yaratalım). Nasıl olursa olsun iyi haber son yıllarda dengeler değişiyor. Baba Olmanın Hassas Dengesi başlıklı yazımızı sizinle paylaşmak istedik. Bu arada tüm babaların, baba adaylarının babalar günü kutlu olsun.

Rutinleri değiştirmeye ne dersiniz?

Hepimizin hayatında bazı rutinler ve günlük alışkanlıklar vardır. Bazen her gün, bazen de haftada bir kaç defa tekrarladığımız bu davranışlar bize kendimizi iyi hissettirir,zira rutinlerin oluşmasının özünde kendini güvende hissetmek yatar.

Bizim bu hafta için önerimiz rutinlerimizde bazı değişikliklere gitmek, zira kaybedecek bir şeyimiz yok, onlar her zaman orada, istediğimiz zaman onlara geri dönebiliriz 🙂

Peki neden böyle bir öneride bulunuyoruz? Aslında hayatınızdaki bir rutini değiştirmek vücutta başka bir kası çalıştırmak gibi, size farklı bir enerji verirken başka bir bakış açısı da sağlıyor. Yapılan bir araştırma gösteriyor ki 2 hafta boyunca bazı işleri yapmak için (yazı yazmak,kumanda tutmak, top sektirmek vb.) baskın olarak kullandığınız elinizi değil de diğer elinizi kullandığınızda yoğun duygularınızı (öfke, agresyon) kontrol etmekte daha yetkin hale geliyorsunuz.(http://blog.lumosity.com/self-control/)

Buradan yola çıkarak hayatımızda yapacağımız bazı değişikliklerin de bize yeni bakış açıları kazandırabileceğini ve bununla beraber duygularımızı olumlu yönde etkileyebileceğine inanıyoruz. Denemeye ne dersiniz?

*Bugün kahvenizi daha önce hiç gitmediğiniz bir yerde için

*Evinize/İşinize her gün gittiğiniz yolu değiştirip başka bir yoldan gidin

*Bugüne kadar hiç dinlemediğiniz bir tarzda müzik dinleyin

*Baskın olarak kullandığınız elinizin yerine diğer elinizi de hayatınıza dahil edin

*Sabah sokakta tanımadığınız birine “günaydın” deyin

*”Hayatta giymem” dediğinizi renkte bir kıyafet giyin

*Yemeğinizi tatlandırmak için farklı bir sos kullanın

*Yemek yemek için farklı bir mekana gidin

 

Her dönem kıymetli 5 karne hediyesi

 

Tüm çocukların emeklerini kutluyoruz…

1.Sarılın, öpün, çocuğunuza onu çok sevdiğinizi söyleyin (Karne, gelişim raporu vb nasıl olursa olsun!).

2.Öğrenmenin bir sonuç değil bir yolculuk olduğunu hatırlamak için daha önceki yıllardan sakladığınız çocuğunuza ait resimler, notlar, yazılara göz gezdirin, sohbet edin.

3.Okulda geçirdiği 9 aya ait okul anılarını dinleyin (sabırla 🙂 )

4.Kendi çocukluğunuza dair okul ve yaz tatili anılarınızdan bahsedin. Sizin de bir zamanlar bir öğrenci olduğunuza çok şaşırabilir…

5.Bu yaz büyürken çocuğunuzun büyüme yolculuğuna neler eklemek istediğinizi onunla konuşun. Belki hep yapmak istediği, hep gitmek istediği, hep olmak istediği bir şeyler vardır ve biz koşturmaktan fark etmemişizdir…..

 

Yaz Tatilinde Çevrimdışı (televizyonsuz, bilgisayarsız, cep telefonsuz vb.) Kalabilmenin Yolları

Özellikle günümüzde, çocukları heyecanlandıran birçok şey değişti. Şimdi çocukları heyecanlandıranlar listesinde belki de bisikletten, dondurmadan, havuzdan daha önde olanlar; ipad, playstation, bilgisayar oyunları var! Hal böyle olunca yaz sıcaklarında temiz hava, deniz esintisi yerine evde klima havası çocukları serinletiyor. Çocuklar hareketsiz kalıyorlar, arka-daşlıkları online oluyor, yüz yüze tanışmıyorlar, sanal dünyada karşılıklı sohbet yok, duygulara yer yok, sadece kazanmak ve kaybetmek var…

Kuşkusuz modern dünyanın, hayatımıza getirdiği birçok kolaylık var. Artık birkaç saat içinde şehir ve ülke değiştirebiliyoruz, çamaşırlarımızı 1 saat içinde yıkayıp kurutabiliyoruz, televizyonda 24 saat seyredecek bir şeyler- hem de renkli olarak var, günün her saati hiç durmadan internete bağlıyız. Bunun yanında, modern dünyanın insanların hayatları üzerinde olumsuz etkileri de var. Bu olumsuz etkiler; daha çok sosyal ve duygusal alanda yaşanan bir takım eksikliklerden kaynaklanıyor. Artık daha az konuşuyor ve karşılıklı bir şeyler paylaşıyoruz. Çocuklarda ise bu durum daha çabuk büyümelerine, kalpleri ile beyinlerinin farklı şekilde gelişmesine neden oluyor. Bu da maalesef onları mutsuz bireyler haline çeviriyor.

Modern hayatı değiştirmek mümkün değil, ama anne babalar gerekli sınırları getirerek ve çocuklarını destekleyerek bu dengesizliği değiştirebilirler. Burada önemli olan birkaç faktör var;

1) Teknolojiyi yasaklamak değil kullanım sınırı getirmek

Teknolojiyi, bu dönemde hayatımızdan çıkartmak pek mümkün değil. Herkesin evinde televizyon (hatta bir taneden fazla), bilgisayar vb. var. Çocuklar sosyalleşirlerken seyrettikleri programlar, oynadıkları oyunlar hakkında sohbetler ediyorlar. Sınırlı bir zamanda seyredilen televizyon, oynanan bilgisayar oyunları kimi zaman çocukların diğer çocuklarla kaynaşabilmesi için bir araç oluyor. Çocuk gelişiminde en önemli faktör olan denge burada da işin içinde. Eğer bu tip etkinlikler, sosyalleşmenin, dışarı çıkmanın, gerçek oyunlar oynamanın önüne geçmiyorsa bu bir problem durumu olmaz. Aile sohbetlerine yer vermek, anne ve baba ile çocuğun bir arada televizyonsuz, bilgisayarsız ve telefonsuz bir şeyler yapması için zaman ayırmak, ev dışında da vakit geçirmek, arkadaşlara zaman ayırmak, kitap okumak gibi birçok farklı etkinliğe yer ayırmak için belirli bir planlama yapmak gerekiyor. Çocuklara bunları nasıl dengeli bir şekilde hayatlarına sokabileceklerini ilk gösterecek kişiler kuşkusuz anne babalar.

2)Anne ve babanın çocuk gelişimindeki farklı rollerini bir avantaj olarak kullanmak

Erkek ve kadının, çocuk yetiştirmede birbirinden farklı güçlü (ve zayıf) yönleri vardır, çocukların bu ikisi arasındaki dengeye ihtiyaçları vardır. Karşılıklı ödün vererek uzlaşma sanatının ve birbirine saygının çocuklara gösterilmesi önemlidir (Zehirlenen Çocukluk, Palmer, S.). Anne ve baba bunu uygun bir şekilde uygulayabildiklerinde; çocuk farklılıkları bir tutarsızlık olarak almayacak, anne ve babanın birbirine saygı gösterdiğinin farkında olacaktır. Bu şekilde farklı karakterler ile çocuğun gelişiminin farklı alanları desteklenecektir. Babalar daha hareketli yapıları, daha az kaygılı olmaları ile çocuk gelişimi için farklı bir alanı dolduruyorlar. Araştırmalar baba-çocuk ilişkisinde daha fazla muziplik, şakalaşma, gıdıklama, fiziksel oyun içeren bir ilişki olduğunu göstermekte (Zehirlenen Çocukluk, Palmer, S.). Oyunlarda kadınlara göre daha maceracı olan erkekler çocuklarını da cesaretlendirmektedirler. Babanın çocuk yetiştirmedeki görevi, anneye yardım gibi düşünülmemelidir. Anne ve babanın çocuk gelişimi üzerindeki rolleri farklı ve vazgeçilmezdir.

3) Çocuklara yaşam becerileri edindirmek

Çocuğun gelişimini desteklemek için eğitim vermenin yanında, çocuğa yaşam becerilerini öğretmek de kendi ayaklarının üzerinde durabilen bir birey yaratmada oldukça önemlidir. Çocuklara yaşam becerilerini önce anne ve babalar göstermelidir. Bu şekilde çocuk onları model alarak bazı becerileri deneyebilir. Daha sonra çocuğun bu beceriyi kendisinin uygulaması için desteklemek gerekmektedir. Çocuk için bu becerileri uygulamak başta kolay olmasa da yavaş yavaş bu becerileri günlük hayat rutinine yerleştireceğini göreceksiniz. İşte size bazı yaşam becerileri örnekleri; düğme dikmek, elektrikli süpürge kullanmak, sıcak içecek hazırlamak, sandviç hazırlamak, evin adresinin bilmek, evin yolunu bulmak, yemek pişirmek, evcil hayvan bakmak,bulaşık makinesini yerleştirmek-boşaltmak, ampul değiştirmek, bulaşık yıkamak, kendi yatağını yapmak, toplu taşıma araçlarını kullanmak, masa kurmak-toplamak.

 

Eski Moda Eğlencelikler

İsim-Şehir

İsim-şehir bizler için eski bir oyun, belki de biraz sıkıcı ancak bu oyunu bilmeyen bir çocuk için yeni bir oyun. Bu oyunu oynamanız aslında çocuğun farklı becerilerini (yazma, sıra takip, genel kültür, toplama yapma vb.) desteklenmesini sağlayacaktır.

Limonata yap-sat

İşe, çocuğunuzla birlikte bir limonata tarifi bulmakla, o tarifi okuyup gerekli malzemeleri hazırlamakla başlayabilirsiniz. Çocuğunuz hem sizinle yeni bir şey yapmaktan keyif alacak hem de satış yaparken matematik (para hesabı) ve iletişim becerilerini geliştirecektir. Daha sonra farklı tarifler hatta belki de kendi özel tarifinizi de oluşturabilirsiniz.

Don-Ateş, Yakan Top

Bu tip fiziksel oyunlar, hem çocukların motor becerilerini desteklemekte hem de sosyalleşmelerine katkıda bulunmaktadır. Ara sıra çıkabilecek problemlerde de, çocukların problem çözme becerileri desteklenmiş olacaktır.

Oku-Yaz-Eğlen

İlginç Yazı Araştırması

Gazetelerden ya da dergilerden, beraber ilginç yazılar bulabilirsiniz. Böylece çocuk, hem gazete okumak gibi bir yaşam becerisini öğrenmiş olacak, hem çocuğunuzun okuma becerileri hem de genel kültür bilgisi desteklenecektir.

Anne Babaya Soru Hazırlama

Yukarıdaki etkinliğe ek olarak, çocuk, anne ve babasına bulduğu yazılardan soru çıkarabilir. Anne ve baba bu soruları cevaplarken çocuk rolleri değiştirmenin keyfini alacaktır. Zaman zaman okunan metin hakkında soru çıkartmak çocuğun farklı bir bakış açısı kazanmasını destekleyecektir.

Kendi Gazeteni Oluşturma

Bulunan yazılardan kendi gazetesini oluşturmak çocuğun hem okuma, hem muhakeme, hem ince motor becerilerini (kesme, yapıştırma, yazı yazma vb) geliştirecektir. Bulunan haberlerin yanında, çocuğun kendi yaşamı hakkında bir yazı hazırlaması (ince motor, yaratıcılık) ya da çocuğun çevresindeki diğer kişilerle yapacağı farklı röportajlara (ince motor, muhakeme, iletişim becerileri) yer verilmesi de heyecanlı olabilir.

Beraber Eğlenelim

Balığa Çıkma

Çocuğun, babasıyla baş başa hem keyif alarak hem de doğanın key-ini çıkartarak yapabileceği bir etkinlik.

Ağaç Dikme

Çevremize daha duyarlı olmamız gereken günlerde neden kendi ağacınızı dikmeyesiniz ki? Çocukta çevre bilincini oluşturmak için keyifli bir yol hem de toprak ile uğraşarak stresinizi doğal yolla atmanıza yardımcı olacak bir etkinlik.

Uçurtma yapma- Uçurtma Uçurma

Özellikle yağmurlu bir yaz gününde, evde hem de babayla yapılabilecek bir etkinlik. Rüzgarlı bir günde de uçurtmayı uçurmak, çocuğa kendi yaptığı bir şeyi kullanmasının keyfini yaşatacaktır.

Yemek Pişirme

Yine evde yapılabilecek ve çocuğun kendini mutlu hissedeceği hem de farklı becerilerinin desteklenebileceği bir etkinliktir. Sonra da ailece, beraber yapılan yemeği tatmak, tüm aile bireyleri için oldukça keyifli olacaktır.

Pazara Gidelim

Günümüzde birçok çocuk markete gitmiştir ama cıvıl cıvıl insanların, farklı eşyaların, yiyeceklerin olduğu bir Pazar? Bu, çocuklar için farklı bir deneyim olabilir hem de ev alışverişinde çocuğunuz size yardımcı olmuş olur.

Pijama Partisi Planlıyorum

Planlama ve organizasyon denilince aklımıza hemen defter, oda düzeni gibi işler geliyor ama çocuğun planlama ve organizasyon becerileri , ona keyifli bir parti organizasyonu yapma deneyimi verilerek de desteklenebilir. Kimler davetli olacak, ne tip bir yemek olacak, hangi oyunlar oynanacak gibi birçok düşünmesi gereken unsur olacaktır.

Hazine Avı

Anne babanın bir arada hazırlayabilecekleri, çocukların farklı yerlerde farklı ipuçlarını bularak saklanan eşyanın ne olduğunu bulması gereken eğlenceli bir oyun. Hazine avı hem ev içi hem de bahçe ya da park gibi farklı yerleri kullanarak hazırlanabilir. Sonda aranan şey bir sürpriz (aile tatili duyurusu, yeni bir masa başı oyunu vb. ) de olabilir.

 

 

1 2 3 4 5