Monthly Archives: Ekim 2015

Sağduyulu Kararlar Verebilmek

New Bitmap Image Sosyal Duygusal Öğrenme 5 temel ögeye dayanır. Her biri bireyin sosyal duygusal gelişiminde önemli bir role sahiptir. Çocukluktan yetişkinliğe bu öğelerin anlam/içeriği değişse de ağırlığı  değişmez. Birini diğerine tercih etmek pek mümkün olmasa da hayatın farklı sahnelerinde farklı roller ile öne çıkarlar.

Bu yazı karar verebilmek hakkında. Aslında tam karşılığı sağduyulu karar verebilmek. Vereceğimiz kararın sonuçlarını, sahip olduğumuz değerleri düşünerek karar verebilmek, dürtüsel ve tepkisel karar vermekten çok farklı.

Sabah uyanmamızla birlikte vermemiz gereken kararlar birbirini takip eder. Kimileri rutin işler ile ilgili kararlardır, kimileri ise uzun uzadıya düşünmeyi gerektirir.  Seçimler yaparken sadece kısa dönemli sonuçları değil uzun vadeli sonuçları düşünebilmek, kendimiz kadar başkalarının güvenliğini de dikkate almak, sağduyulu davranmak, ahlaki olarak doğru olanı yapmak hiç kolay değildir aslında. Ama eğer kendi duygularımız kadar başkalarının duygularının da farkındaysak, şefkat ile yaklaşa biliyorsak bizden farklı olanlara, etrafımızda olanların farkındaysak, ihtiyacı olana bizden farklı düşüncelere sahip olsa da ilgi gösterebiliyorsak, dürtülerimizle değil vicdan ve aklımızla karar verebiliyorsak işte  o zaman doğal olarak sağduyulu kararlar veririz.

Sağduyulu karar verebilme süreci bir anda olmaz tabi ki işte bu yüzden çocukluğun ilk yıllarından itibaren çocuklarımızı sağduyulu kararlar verebilmesini öğretmemiz, desteklememiz gerekir.  Bunu başarmak için sadece doğru yanlışı göstermemiz yetmez, düşünmeyi, sorgulamayı, anlamaya çalışmayı öğretmeliyiz. Bu nedenle önce biz bunları öğrenmeliyiz. Bir karar verirken, seçim yaparken olası sonuçları düşünebilmek, ahlaki değerlerimizi göz önüne almak gerekir. Hayatımızın her alanında sorumluluk sahibi olarak, sadece kısa dönemli kazançları değil uzun dönemli sonuçları düşünerek vereceğimiz  kararlar olması temennisiyle.

Barış, kişinin kendi içinde başlar…

Bugünlerde bize hem kilometrelerce uzak, hem de bir o kadar içimizde, derinimizde bir kavram barış..

Toplumumuzda hasretle aradığımız, özlediğimiz barışın her şeyden önce kendimizle ilişkimizdeki yerini düşündünüz mü hiç?

Kendinize nasıl davranıyorsunuz? Kendinizle barışık mısınız, yoksa kendiniz tarafından acımazsızca eleştiriliyor, hata ve zayıflıklarınızı kabullenmede, unutmada ve her şeye rağmen kendinizi affetmede zorlanıyor musunuz? Kendinize yönelttiğiniz öfke, kin ve acımasızlık iç huzurunuza, barışınıza nasıl zarar veriyor, farkına varıyor musunuz?

Kendimize yaklaşımımızın yansımasıdır aslında dışarıdakilere davranışlarımız.. Kendimizi ne kadar iyi anlıyor, şefkat ve sağlıkla yönetebiliyorsak, dış dünyamıza ancak o kadar anlayışlı, sabırlı ve merhametli olabiliriz.

Bu nedenledir ki, hayalini kurduğumuz barışa doğru sağlamca atacağımız ilk adım, kendimizle kuracağımız barıştır.

 

Barış kişiden aileye, aileden dünyaya yayılır.

Gün geçtikçe daha bağımsız, daha bireyci olmaya doğru yol alsak da,  yaradılış olarak birbirimize bağlı kalmaya ihtiyaç duyarız biz insanlar.. Soluduğumuz havadan tutun, yürüdüğümüz yollara, bizi uykusuz bırakan düşüncelerden, gülümsememize sebep hayallerimize.. Benzer şeyleri hisseder, benzer şeyleri deneyimleriz bir çoğumuz.. Düşündüğümüzden çok daha bağlı, bağlantılıyız.

Bu bağların belki de en kuvvetlisidir, ebeveyn-çocuk ilişkisi. Şiddet içeren davranışların anne-babadan çocuğa öğrenme yolu ile aktarıldığı düşünüldüğünde, bunun ters işlemi olan barışçıl davranmayı da çocuklarımıza iletmek elbette mümkün. Unutmayın, nezaket bulaşıcıdır! Aile bireylerinize, arkadaşlarınıza ve hatta yabancılara nezaket içeren, farklılıkları kabul eden davranışlarınızı gören çocuklarınız, başkalarına nazik davranmayı ve insanlara din, dil, ırk ayrımı yapmadan saygı duymayı içselleştirecektir. Evde fikirleri dinlenen, saygı gören çocuk, dışarıdakilere de bu öğrendiği tutumu aynalayacaktır.

Ailenizi insanlığın birbirine bağlı birçok zincirinin bir parçası olarak hayal edebilirsiniz. Siz çocuklarınıza barışı öğrettikçe ve duruşunuzla, hareketlerinizle ve verdiğiniz kararlarla model oldukça, aile değerleriniz insanlığın daha büyük zincirlerine zamanla katlanarak iletilecek. Doğdukları andan itibaren onlara dokunuşunuz ve öğrettikleriniz, sadece onları değil, şuan ve gelecekte dokunacakları kişileri de şekillendirecek, dönüştürecek.

 

Barışın ve barışçıllığın dalga dalga büyüyeceği ve nesillerce aktarılacağı günlerimize..

Barışın sınıfta işi ne? Barış inşasının ikinci tuğlası: Okul

Sabah 08:00’de alan servis akşam 16:30’da site kapısına teslim ediyor çocuklarımızı..

Yaklaşık 9 saat!

Dünkü yazıda bahsi geçen yuvadan (hadi diyelim başardık) uzak geçen 8.5 saat. Her gün…

Tam teslim.. O gün ne ders olduğunu, ne yiyeceğini bilsek de, ne yaşayacağını kestirmenin imkanı yok. Tam da bu yüzden evdeki barışçıl adımların şiddetli sınavlarını verdikleri yer okul.

Akran baskısı, zorbalık, alaya maruz kalma, gruptan dışlanma.. Çocuk/ergen kaç yaşında olursa olsun karşısına çıkma ihtimali olan şiddet türleri. Barışçıl yöntemleri kullandığınızda bile başınıza çöreklenebilecek zorluklar bunlar.

İkinci tuğlayı okulun koymasını bekliyorsak aslında aşağıda yazan 4 temel ilkeyi görmeyi umut ediyoruz demektir.

 

*Okul bir çocuk  için farklılıkların bir arada olabileceğini öğrendiği yerdir.

Fiziksel farklılıklar, gelişimsel farklılıklar, duygusal farklılıklar.. Yavaşlar, hızlılar.. Futbolu sevenler, toptan korkanlar.. Diş teli, gözlük ile erken tanışanlar, hiç bilmeyenler.. Kolayca ağlayanlar, kendini geride tutanlar… Bir okulun idareci ve eğitimcilerinin farklılıkları nasıl algıladıkları o okulda “yaşayan” çocuk ve gençlerin yorumlarını bire bir etkiler. Farklılıklar saygı görürse “Bir gün ben de farklı olursam tehlikede olmayacağım”ı öğrenir hepsi.

*Okul olumlu iklimini korumak ve sürdürmek tüm eğitimcilerin önceliği olmalıdır.

Araştırmalar kendini güvende hisseden ve sosyal duygusal gelişimi okulda da desteklenen çocukların daha iyi öğrenebildiğini ortaya koyar. Sırf bu yüzden bir çok okulu ikna edebiliriz belki olumlu iklimin gerekliliğine… Gerekçe bulmaya gerek olmayan tek gerçek belki de; olumlu okul iklimi tüm eğitim prensiplerinin başında gelir.

*Problemlerin çözümüne çocukların dahil edilmesi hoş bir klişeden öteye gitmelidir.

Çocukları yaşadıkları problemin parçası olarak görmek kolaydır. Onları çözümün de parçası yapmak için uğraşmamız gerekir. Tek bir soruyla bazen kalbini fethedebilirsiniz bir ergenin: “Sen nasıl olmasını isterdin?”

*Öğretmenlerin sınıf içinde barışçıl ortam ve yöntemlere zaman ve enerji ayırabilmelerini sağlamak üzere okul idaresi teknik, yöntem araç konusunda destek olmalıdır.

Öğretmenliğin dünyanın en zahmetli mesleği olduğu kabul görür bir gerçek.. Üzerlerinde çeşitli (ebeveynler, bakanlık, idareciler, müfredat, fiziksel sağlıkları, hayalleri, idealleri..) baskılar hissederken barışçıl yöntemleri “tercih” edebilmelerini sağlamak için yardıma ve desteğe ihtiyaçları vardır. Desteklendiğini bilen bir eğitimci, çarpma öğretmesi gereken tüm bir dersi, sınıfında yaşanan bir problemi çözmeye rahatlıkla ayırabilir… (Çarpma biraz bekleyebilir..)

Tüm eğitimcilerimiz için barışın İstanbul Ortaköy’de güvercine rastlamak kadar kolay ulaşılabilir olmasını diliyoruz…

Barışçıl olmak, evde ailemizde başlar.. 5 soruda barışçıl bir yuvada büyümek..

Ne zor değil mi çocukların büyümesi..

Onlar küçükken kontrol edebildiklerimizin sayısı ne kadar çok ve çeşitli iken, büyüdükçe anne babanın “kontrol”ü nasıl da azalıyor..

Almadığımız şekerler, telaffuz etmediğimiz kötü kelimeler, aman! dediğimiz yaralar, ilk duygusal bereler.. Yaş büyüdükçe daha da ürkütücü maddeleri içine almaya başlıyor bu liste.

Şunu derken bulmaya başlıyoruz kendimizi: “Dünyadaki kötülükleri ve çatışmaları yok edecek gücüm olmadığına göre ebeveyn olarak benim gücüm neye yeter?”

Eviniz, aileniz, yuvanız, çocuğunuzun barışçıl yaklaşımla büyümesi, çatışmaların çözümünde uygun yöntemler kullanması için ilk adımları öğrendiği yerdir. Bu nedenle evinizin (çatışmasız değil) barışçıl kokusu, havası, dokunuşlarının çocuğunuzun hayat boyu aklında kalacağını unutmadan bu soruları kendinize sorabilirsiniz.

1.Çocuğunuz/çocuklarınız istediklerini, hissettiklerini rahatlıkla anlatabiliyor mu? 

Yeterince iyi, uslu, akıllı, becerikli olmadıklarını hissettikleri anlarda da açabiliyorlarsa kendilerini, güvende hissediyorlarsa; bilin ki “açık ifade” ile barışçıl yol yan yana gider. Çünkü birikmeyen öfke, gecikmemiş hüzün barışın yolunu açar..

2.Öfke, hayal kırıklığı, kıskançlık gibi rahatsızlık verebilecek güçlü duygulara yuvanızda yer var mı?

İnsan olduğumuz için kalbimizin odacıkları her duyguya açıktır. Peki biz kabul edebiliyor muyuz, farklı olan duyguyu? Rahatsızlık veren bağrışmalar, gergin anlar, asık suratlara yer var mı evinizde? Yoksa hemen neşelenmeye, halı altına süpürmeye mi çalışıyoruz olup biteni? Farklı duygularla bir arada olabilen bir kişinin barışın açtığı yoldan gitmemesine imkan var mı?

3.Siz kendinize (de) gözünüz gibi bakıyor musunuz? Durmaya, sakinleşmeye, yetişme çabası olmadan, yani stresinizin son bir damla ile taşmasını beklemeden sükunetinize yatırım yapıyor musunuz?

Ebeveyn barışçıl olmayı seçer, havaya kaldırdığı elin o saçlara ne hızda ineceğine dair insani ve adil bir karar verirse o yuvada büyüyen çocuklar da ellerini tokalaşmak için kullanır.. Ebeveynin barışçıl olmayı seçebilmesi için ise, kendi sükunetine gözü gibi bakması lazım..

4.Yuvanızdaki canlılar , (siz ve çocuklarınız tarafından) kediniz, balığınız, köşedeki petunya saygı görüyor mu?

Her eve bir kedi lazım değil tabii ki.. Ama “birlikte” var olduğunuz her canlı saygıyı hak eder.. Saksısında elleriyle ektiği domates fidanıyla konuşan bir ebeveyni izleyen çocuğun acımasızca dal kırması ihtimali azalır..

5.Yuvanızda ne yaşanırsa yaşansın tamir etmeye zaman ve gönül ayırıyor musunuz?

En önemlisi de bu sanırız.. Hayat koca bir tercihler ve yollar paketi ise, barışçıl olmanın tercih edildiği anların sayısının yüksekliği sanırız hepimizin iç huzuru ile doğru orantılı.. Özür dilemekle başlayan tamir yolu, koruyucu bir pelerin gibi örter çatınızı..

Barışçıl yaşamak her zaman kolay değildir. Hepimizin öfke patlamaları, dibe vurduğu anlar, uykusuz geceleri, ağlamaklı halleri, gitme isteğinin gelip de çattığı “an”lar olur elbet. Barışçıl olmak uzun bir yoldur ve emek ister… En çok da barışçıl olmayı başka türlüsüne “tercih” etmenin öğrenildiği yerdir aile..

 

Barışa bir adım daha yaklaşmak için…

 

Hızlı ve yoğun hayatlarımızda kimi zaman karşımızdakini anlamak, ilgi ve şefkat göstermek ve yardım etmek için zamanımız olmuyor.  Adeta birbirimizi fark etmeden yaşıyoruz. Aslında kendi mutluluğumuzu arttırmanın, ilişkilerimizi güçlendirmenin hayattan daha fazla keyif almanın bir yolunun başkalarına ilgi ve şefkat göstermek olduğunu biliyor muydunuz? Ya da başkalarına şefkat gösterme ve yardım etmenin kişinin kendi bağışıklık sistemini güçlendirdiğini  biliyor muydunuz? O zaman neden kendimize bu kadar döndük?  Peki geleceğin yetişkinleri olarak çocuklara ilgi ve şefkat göstermeyi nasıl öğretebiliriz? Hem okullar için hem aileler için birkaç öneri…

  • Öncelikle bu konunun önemi ile ilgili okuldaki herkesin (öğrenciler, öğretmenler, okul personeli, yöneticiler) katılacağı bir bilgilendirme toplantısına yer vermek.  Bu toplantıda ilgi gösterme, şefkat ve yardım etmenin önemi ve bu konuda yapılabilecekler hakkında konuşulabilir. Okul içinde dikkat edilmesi istenen nezaket kuralları belirlenebilir.  Evde de anne-baba ve çocuklar arasında benzer bir aile toplantısı yapılabilir.
  • Çocuklar için hatırlatıcı notlar hazırlanması! Bu notlar post-itlere hazırlanıp çocukların görebileceği yerlere yapıştırılabilir. Evde de benzer notlar anne ve baba tarafından hazırlanabilir.
  • Çocukların ve öğretmenlerin birbirlerine teşekkürlerini iletmesi ve konuyla ilgili öğrencilerin motivasyonunu arttırması için bir teşekkür panosu hazırlanabilir.
  • Okulda farklı gruplar oluşturarak başkalarına yardım etmek ile ilgili farklı projeler hazırlanabilir. Daha sonra gruplar birbirlerine projelerini sunabilirler.   Projeleri gerçekleştirdikleri zamanlar belgelenebilir ve okul ve aileler ile paylaşılabilir.
  • Küçük şeyler büyük değişimler yaratır. Bu konuyla ilgili her gün yapılabileceklerin çocuklar ile paylaşılması önemlidir. Hatta öğretmenler ve anne babalar olarak bu davranışlara yer verilerek model olması da çocukların bu davranışları benimsemesi için çok önemlidir.
    • Tanımadığınız ama aynı asansörü paylaştığınız kişilere Günaydın demek.
    • Bir sokak hayvanına yardım etmek
    • Bir yere zamanında varmak
    • İş arkadaşına minik bir hoşluk hazırlamak
    • Karşımızdakine teşekkür etmek
    • Kitap, oyuncak, giysi bağışında bulunmak
    • Uzun zamandır konuşmadığımız birini hatırını sormak için aramak
    • Komşumuza ufak bir sürpriz hazırlamak
    • Yaşlı birine yardım teklif etmek
    • İşimiz biten odada ışığı kapatmak
    • Evimize bir hayvan almayı planlıyorsak, barınaklarda olan bir hayvanı evlat edinmek.

 

Daha mutlu bir dünya yaratmak elimizde, yeter ki fırsatları değerlendirelim.

 

Sevgiler

Kaynaklar