Monthly Archives: Eylül 2015

SDÖ 101: Sosyal Duygusal Öğrenme’ye Giriş – Sosyal Duygusal Öğrenme Nedir ve Ne Değildir?

Sosyal Duygusal Öğrenme (SDÖ) hem eğitim hem de psikoloji camiasının oldukça gündeminde olan bir başlık. Bizler de bu konuya gönül vermiş kişiler olarak elimizden geldiğince sizlere bilgilendirmeler yapmaya çalışıyoruz. Lakin deneyimlerimiz gösteriyor ki SDÖ üzerine hala tam açıklığa kavuşmamış bazı konular var. Buna Sosyal Duygusal Öğrenme’nin tanımından hedef kitlesine kadar dahil olan pek çok başlık var. Bu nedenle bu yazıda beraberce Sosyal Duygusal Öğrenme “nedir ve ne değildir”e bakalım istedik.

1)”Sosyal duygusal öğrenme ile sosyal duygusal gelişim aynı kavramlardır.”
İki kavram da aynı alanlara odaklanır, zaman zaman birbirinin yerine kullanılabilir. Bu alanlar duygularımızı tanıma ve yönetme, diğer insanlar için ilgi ve alaka geliştirme, olumlu ilişkiler kurabilme, sorumluluğunu alabildiğimiz kararlar verebilme ve zorlayıcı durumlarla yapıcı ve etik biçimde baş edebilmeyi içerir.

2)”Sosyal duygusal öğrenme kavramının hedef kitlesi çocuklardır.”
Sosyal duygusal öğrenmenin kapsadığı beceriler küçük yaşlardan itibaren çocuklara öğretilirse ileriki yaşlar da çocukların sosyal ve duygusal anlamda yaşayabileceği problemleri önleyici nitelik taşır. Fakat sosyal duygusal öğrenme kavramı erken çocukluktan yetişkinliğe kadar uzanan bir yaşam boyu öğrenme sürecidir. Aslında sosyal duygusal gelişim ve öğrenme hepimizin hayatının vazgeçilmez bir öğesidir; çünkü iletişim içinde olduğumuz her an “sosyal duygusal öğrenme” de işin içindedir.

3)”Sosyal duygusal öğrenme becerileri akademik olarak başarılı olan çocuklar için gerekli değildir.”
Derslerinde başarılı olan çocukların da sosyal duygusal becerilere ihtiyacı vardır. Öğrencilerin sosyal-duygusal becerilerinin gelişmesi akademik başarılarını arttırır. Örneğin, farkındalıkları yüksek ve kendine güvenen öğrenciler çalışmak için daha fazla çaba gösterir; kendilerini motive edebilen, amaçlar koyabilen, stres ile başa çıkabilen öğrencilerin performansları daha yüksektir (Zins, Weissberg, Wang, ve Walberg, yayınlanma aşamasında, atıfta bulunulan Greenberg, 2003).
Akademik öğrenme ve sosyal-duygusal öğrenme birlikte, eğitim ve öğretimin bir parçası olursa, öğrenciler öğrendiklerini daha uzun süre hatırlar ve daha iyi kullanırlar. Eğitim süreçlerine, hem kendilerine hem başkalarına saygı duyma, ilgi ve özen gösterme becerilerini eklerler. Böylece öğrenme hem akıllarına hem de yüreklerine değen, onlara ilham veren bir durum haline gelir. Bu nedenle dünyanın her yerinde akademik ve sosyal-duygusal öğrenme birbiriyle bağlantılıdır. Okullar iyi hazırlanmış SDÖ programlarını etkili biçimde uyguladıklarında, öğrencilerin akademik başarısı artar, problemli davranış oranları azalır ve öğrencinin çevresiyle kurduğu ilişkiler gelişir (Elias, 2003, IAE Booklet).

4) “Sosyal duygusal öğrenme becerilerinin gelişimi sadece okulda/evde/sosyal yaşantısında problem yaşayan bireyler içindir.”
Sosyal duygusal öğrenme becerilerinin gelişiminden bu alanda problem yaşayan bireyler daha çok faydalanır gibi görünse de SDÖ’nün önleyici ve yaşam kalitesini yükseltici yanı göz ardı edilmemelidir. Zira beceri gelişiminin temel amacı çoğu alanda olduğu gibi Sosyal Duygusal Öğrenme alanında da önleyici olmaktan geçer. Bu nedenle Sosyal Duygusal Öğrenme’nin hedef kitlesi ayrım gözetmeksizin tüm bireylerdir.

5) “Çocuklarda Sosyal Duygusal Öğrenme becerilerinin gelişimi üzerine eğitimler okullar/eğitim kurumları/kurslar tarafından verilmektedir. Dolayısıyla bu alanda ailenin rolü daha azdır.”
Okul, aile, çocuk ve öğretmeni kare bir masanın ayakları olarak düşünürsek birinden birinin olmaması o masanın ayakta duramayacağı anlamına gelir yani diğer bir deyişle sistemin hata vereceğinin. Dolayısıyla okulda kazanılan her türlü sosyal becerinin uygulanması konusunda ailelerin de sürecin içinde olması şarttır. Okul ve aile bu konuda ortak dili ne kadar fazla kullanırsa çocuğun okulda öğrendiklerini günlük hayatına aktarımı o kadar kolaylaşacak ve aynı zamanda “bilgi” “deneyim”le daha etkili şekilde buluşacaktır.

6) “Sosyal Duygusal Öğrenme becerileri gelişmiş olan bireyler/çocuklar hiç sorun yaşamazlar.”
Sosyal Duygusal Öğrenme becerileri gelişmiş olan bireyler de günlük hayatlarında sorunlarla karşılaşırlar. Fakat bu sorunları daha etkili ve sosyal açıdan uygun yollarla çözebilirler.

7) “Sosyal Duygusal Becerileri gelişmiş olan kişiler problem yaratan durumlarda kendilerinden fazlaca ödün verirler, başkaları tarafından ezilirler ve duygusal açıdan yıpranırlar.”
Sosyal Duygusal Öğrenme becerileri gelişmiş olan bireyler empati kurarlar, problemlere adil ve barışçıl çözümler getirebilirler, öfkelerini ve yoğun duygularını daha rahat kontrol edebilirler ve ifade edebilirler. Ve bu beceriler günümüz dünyasında en çok ihtiyacımız olan becerilerdir. Bu becerilere sahip olmak ve karşımızdakini de bu bağlamda anlayabilmek ezilmekten ziyade bizi güçlü, farkında ve farklı kılar, ilişkilerimizi geliştirir ve iç huzurumuza katkıda bulunur.

Kurban Bayramı’na Çocukların Gözünden Bakmak

Bayramlar eski coşkusu kalmamış olsa da hala toplumuzda önemini koruyan zamanlar… Yetişkinler için akrabaların ziyaret edildiği, aile büyüklerinin hatırlandığı, uzak, yakın arkadaşlarla bir araya gelinen bayram vakitleri; çocuklar için ise ayrı bir heyecan ve mutluluk anlamı taşıyor. Yeni kıyafetlerin alınması, bol bol şeker, tatlı yemek, büyüklerin elini öpüp, bayramların çocuklar için vazgeçilmezi olan “bayram harçlığı ” toplamak çocuklar için bayramı daha bir anlamlı ve heyecanlı kılıyor.

Yetişkinler için bayramlar; içinde bulunduğumuz zamanın yoğun çalışma temposu ve bitmek bilmeyen koşturmacısı içinde, dini ve manevi yönünün yanı sıra tatil yapıp, dinlenmek için de bir fırsat olarak değerlendirilse de; ülkemizde pek çok aile maddi gücünün yettiği ölçüde bayramların gerektirdiği dini gelenekleri de yerine getirmeye özen gösteriyor.

Yaklaşan Kurban Bayramı da pek çok evde, “kurban kesme” işleminin yapılacağı bir gün. Bayram için yapılan hazırlıklar ve kurban kesme telaşında olan yetişkinler, kimi zaman çocukların bu süreçte yaşayabileceği ruhsal ve duygusal etkileri göz ardı edebiliyor. Oysa ki yetişkin için yerine getirilmesi gereken dini bir ritüel olarak görülen “kurban kesimi”, çocuklar üzerinde duygusal hasara yol açabilecek etkiler bırakabilmekte… Bu nedenle, ebeveynlerin bu süreçte çocukların ruhsal açıdan karşılaşabileceği zorluklar konusunda bilgi sahibi olması ve çocukların bu süreçten olumsuz yönde etkilenmemesi için titiz davranması önem arz ediyor.

Kurban Kesme Süreci ve Çocuk Üzerindeki Etkileri

Kurban kesme işlemi, bayram boyunca gerek evlerde gerekse medya ve yazılı basın aracılığıyla gündemi meşgul eden bir süreç. Bayram yaklaştıkça yetişkinler kurban alımından kurbanın nasıl ve nerede kesileceğine kadar pek çok işle uğraşmakta. Çocuklar ise kurbanın kesilme anına kadar bayramın heyecanlı ve telaşlı yanını görmekte, hatta çoğu çocuk alınan hayvanın bayramın ilk günü kurban edileceğinin farkında bile değil. Hayvanın dini bir gelenek olarak kurban edileceği evin içinde ne kadar konuşulursa konuşulsun, bir canlının “ölümü” nü özellikle belli bir yaşın altındaki çocuklar yetişkinlerden çok daha farklı algılarlar. Özellikle küçük çocukların hayvanlara olan sempatisi de göz önünde bulundurulduğunda, bizler için dini bir gelenek olan bu süreç çocuklar için bir canlının öldürülmesi anlamına gelir. Özellikle okul öncesi çağındaki çocuklara, her ne sebeple olursa olsun, bir hayvanın kesilerek öldürülmesini açıklamanız mümkün olmayabilir. Cinsi fark etmeksizin, bir hayvanın öldürülmesine izin verildiğini fark eden çocuk ebeveyni suçlayabilir ve ağır bir biçimde yargılayabilir.

Bu sebeple bu durumdaki en makul yaklaşım çocuklara hiçbir şekilde kurban kesimi sürecini izletmemektir. Fakat bu yaklaşım da, günümüzün sorgulayan çocuklarına bu süreci anlatmak adına yeterli olmayacaktır.

Kurban Bayramı Süresince Aileler Nelere Dikkat Etmeli?

Çocuk, kurbanlık hayvan ile uzun süreli bir temas kurmamalıdır. Bazı aileler, kurban edilecek hayvanı, bayram öncesinde eve getirip, beslemektedir. Bu süreçte, hayvanla yakın temas kuran ve onu besleyen çocuk hayvanla duygusal bir bağ kurmaktadır. Yakın bir bağ kurduğu hayvanın kesimini görsün görmesin, yok olduğunu görmek çocuk için sarsıcı olabilir. Bu nedenle eğer mümkünse hayvan, bayram öncesi eve getirilmemeli ve kesim işlemi ev civarında yapılmamalıdır. Eğer kesim ev civarında yapılacaksa, süreç çocuğa izletilmemeli fakat yaşına uygun, doğru bir açıklama yapılmalıdır. “Kayboldu”, ” Kaza oldu”, “Uykuya daldı” vb. doğru olmayan açıklamalardan kaçınılmalıdır.

Çocuklar hangi yaşta olursa olsun kurban kesimini izlememeli ve izlemeye zorlanmamalıdır. Yapılan araştırmalar, 12 yaş altı çocukların hiçbir şekilde kurban kesimi işlemini görmemesi gerektiğini belirtiyor. Çünkü çocukların bilişsel ve duygusal olarak bu süreci anlaması bu yaşın altında pek mümkün değil. Çocuğunuz etkilenmeyeceğini söylese ya da bu işlemi izlemek için ısrar etse dahi, kurban kesimi izletilmemeli ve çocuğun yanında kesim süreci konuşulmamalıdır.

Çocuk kurban eti yemeye zorlanmamalıdır. Çocuğunuz kesildiğini ve pişirildiğini bildiği bir hayvanın etini yemek istemeyebilir. Hele çocuğunuzun hayvanlara aşırı bir düşkünlüğü varsa ya da kurban edilen hayvanla duygusal bir bağ kurduysa bu istek pek de yersiz değildir. Bu nedenle genel olarak yemek yeme konusunda çocuklara karşı ısrarcı olunmaması gerekmekle birlikte kurban eti yedirmek konusunda da aynı durum geçerlidir.

Çocuklara, yazılı ve görsel medyadaki görüntüler gösterilmemelidir. Kurban bayramı öncesi ve esnasında yazılı ve görsel medyada kurban kesimine dair pek çok rahatsız edici görüntü ve haber çıkmaktadır. Yetişkinleri dahi etkileyen bu görüntüler, çocuklara hiçbir şekilde izletilmemelidir. Fakat içinde olduğumuz çağda, her iletişim kaynağını kontrol ediyor olmak pek mümkün değil. Bu nedenle aileler bu konu ile ilgili önlemlerini önceden almalı ve mümkün mertebe çocuğun bu işlemi görme ya da izleme ihtimalini düşürmelidir.

Çocuğunuz kurban kesimi sürecine tanık olursa

Bütün uğraşlarınıza ya da bu konudaki çocuğunuzu önemseyen bir tutum izlemenize rağmen çocuğunuz bir şekilde kurban kesimi sürecine tanık olabilir ya da medyadan bu görüntüleri izleyebilir. Böyle bir durumda:

– Çocuğunuzun duygularını ifade etmesine izin verin. Çocuğunuzun hayvanın kesilmesi ile ilgili hissettiklerini mutlaka dinlemeli ve dikkate almalısınız. “Bunda ağlanacak bir şey yok”, “Et yemiyor muyuz normalde, aynısı işte niye üzülüyorsun ki”, “Üzülme seneye yenisini alırız.” gibi ifadelerden mutlaka kaçınılmalıdır. Unutmayın ki belli bir yaşın altındaki çocukların soyut düşünme algıları yeterince gelişmemiştir ve ölüm kavramını yetişkinler gibi algılayamazlar. Bu nedenle ilk anda rahatlaması için duygularını ifade etmesi, ağlaması ya da tepki vermesi sağlıklı ve normal bir süreçtir.

– Kurban kesme işleminin gerekçesini yaşına uygun ve basit bir dille anlatın. Yediğimiz et ve süt ürünlerinin hayvanlardan karşılandığını, fakat kurban bayramında maddi durumu yetersiz olan insanlara da dağıtmak için daha fazla hayvandan et sağlandığını söyleyebilirsiniz. Durumu çocuğunuza açılarken mümkün olduğunca “kesmek, kurban etmek, öldürmek vb.” terimleri kullanmamalısınız.

– Bir uzmandan yardım alabilirsiniz. Çocuğunuza açıklama yapmanıza ya da onun duygularını anlamaya çalışmanıza rağmen, içinde kan ve ölüm olan bir sahne çocuk için travmatik olabilir. Eğer çocuğunuz kurban kesimi işlemine tanık olduktan sonra “kâbus görme, içe kapanma, alt ıslatma vb.” davranışlar gösteriyorsa, bir uzmandan yardım almanız faydalı olabilir.

Tüm bu sebeplerle, en sağlıklı ve doğru yaklaşım, çocuklara kurban kesimi işlemini izletmemek ve bu işlemin yapıldığı alanlardan uzak tutmak; çocuğunuzun yanında da bu süreç hakkında konuşmamaktır. Bayram öncesi ve esnasında da, bayramın bütünleştirici ve çocuğunuzu heyecanlandıran yönleri üzerinde durmak hem sizin hem de çocuğunuz için bu özel zamanın daha mutlu ve huzurlu geçmesini sağlayacaktır.

Ahlaki Değerler Doğuştan mı Gelir?

Ahlaki değerleri nasıl kazanıyoruz; kişilik özelliklerimiz, genetik alt yapımız, yetiştiğimiz çevre, hayattaki deneyimlerimiz… bu etkenlerden hangisi ya da hangileri belirleyici oluyor? Bu soruya cevap vermek zor. Yale Üniversitesinde yapılan bir çalışma gösteriyor ki 3 ila 6 aylık bebeklerin iyi-kötü ayrımını yapabiliyorlar. Dolayısıyla biz anne-babalara ve eğitimcilere düşen en büyük rol, var olanı geliştirmelerine destek olmak.

Aşağıdaki bağlantıdan videoyu izleyebilirsiniz. Alt yazılar İnönü Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü tarafından hazırlanmıştır.

New Bitmap Image

http://www.izlesene.com/video/ahlaki-degerler-dogustan-mi-gelir-altyazili/6903048

Empati Ve Fazlası

Empati ile ilgili ne kadar çok yazılıp çizilse de yine de keşfedilecek daha fazlası var gibi.  Daniel Goleman  empatinin 3 farklı türünden bahsetmiş bir yazısında. Okuyunca bir kez daha anladım ki empati  bir tanım ya da kitabi bir bilgi değil, olamaz.  Ve düşündüm  ki bazı insanların empati ile ilgili olumsuz yorumları aslında bu üç farklı türün farkında olmamalarıyla ya da ayrımını yapamamalarıyla ilgi olabilir. Şöyle ki; Daniel Goleman Bilişsel Empati, Duygusal Empati ve Empatik İlgi olmak üzere 3 kavram tanımlıyor.

Bilişsel Empati: Temel olarak bir başka bireyin dünyayı nasıl algıladığını, nasıl düşündüğünü anlayabilmek ile ilgili. Bu beceri bizim karşımızdaki kişiye göre neyi, nasıl söyleyeceğimizi belirlemizde yardımcı oluyor.

Duygusal Empati: Karşımızdaki insanın nasıl hissettiğini anlamamızla ilgili. Bu şekilde insanlar ile bağ/ilişki kurabiliyoruz

Empatik İlgi: Diğer iki tür empati oldukça önemli ancak yeterli değil, eğer birilerine ilgi ve şefkat göstermek istiyorsak empatik ilgiye ihtiyacımız var.

Genel yaklaşım empatiyi birinci ve ikinci türde tanımlamak ve kabul etmek üzerine. Dolayısıyla da bir çoğumuz bilişsel ya da duygusal düzeyde empati kurabiliyoruz. Ama davranışa geldiğinde hepimiz empatik ilgi gösterme konusunda o kadar başarılı olamıyoruz. Bir çok öğretmen öğrencileri ile ilgili şu geri bildirimde bulunur: “Aslında ne yapması gerektiğini biliyor ama bir türlü bunu davranışlarıyla gösteremiyor.”  İşte bu bilişsel ve duygusal düzeyde empatiye sahip olmak ama bunu ilgi ve şefkat gösterme olarak uygulayamamak ile çok benzerdir.

Peki ama empatik ilgi neden bu kadar önemli, gerekli? Herkes herkese empati yaparsa bu dünya nasıl bir yer olur? Ya da böyle bir dünya mümkün mü?

İlk sorudan başlayalım. Neden bu kadar önemli? Bizce çok önemli çünkü ilgi ve şefkat duygularına sahip biri karşısındakine bilerek ve isteyerek zarar veremez. Vicdani değerleri olan bir birey kendine saygı duyduğu kadar başkaları da saygı duyar.

Herkesin empati yaptığı bir dünya nasıl olur? Bunu görme ve bilme şansımız keşke olsa ama şu anki şiddet ve zorbalıkların olmadığı bir dünya olacağına inanıyoruz.

Peki böyle bir dünya mümkün mü? Teknik ve pratik olarak kısa vadede olmasa da aslında mümkün. Özellikle de eğitim sistemine bu değerleri  entegre ettiğimizde çok da uzak değil.

Olumlu ve üretken Bir Sınıf

Öğrenme genelde olumlu ve destekleyici bir ortamda gerçekleşir. Öğretmenin tüm öğrencilerine ilgi ve şefkat gösterdiği bir sınıfta, çocuklar sadece bu değerleri öğrenmekle kalmaz ayrıca  öğrenmenin gerçekleşmesi için en ideal koşullar oluşur.

Stres altında, gergin ya da üzgünken öğrenmeye çok hevesli olamayız. Çünkü ilgimiz ve dikkatimiz kendimize dönüktür. İçimizdeki duyguları düzenleye bildiğimizde  ilgimizi dışarıya verebiliriz. Bu herkes için geçerlidir. Kendi duygularımızı tanıdıkça ve onları yönete bildikçe diğer insanlara ilgi ve şefkat göstermemiz kolaylaşır.

Bunun yanı sıra bulunduğumuz ortamda kendimizi güvende, önemli, değerli hissettiğimizde ise daha iyi performans gösteririz. ister öğrenci, ister öğretmen ister idareci olalım bu hepimiz için geçerlidir.

Bazı çocuklar diğerlerine göre daha zor koşullarda yaşarlar. Bu zorluklar çoğu zaman onların eğitim sistemi içinde kalmalarını, başarılı olmalarını zorlaştırabilir. Bazen de tam tersi zorlukları yaşayanlardan bazıları çok başarılı olurlar. Bazıları yitip giderken, bazıları zorlukları aşıp yollarına devam ederler. Farkı yaratan nedir diye sorduğumuzda; başarılı olanların pek çoğu okul hayatlarında onları anlayan, onlarla özellikle ilgilenen, onu gerçekten tanımaya çalışan bir öğretmenden bahsederler.

İşte bu öğretmen empatik ilgi gösteren öğretmendir.

Eminim sizler de kendi çocukluğunuzu  düşünseniz;  sizin için özel olan, hatırladığınızda gülümsediğiniz, sizde olumlu izler bırakan, belki de sizi siz yapan en az bir kişi hatırlarsınız. Bu kişi muhtemelen sizi güvende hissettirmiş, size değer vermiş, sizi olduğunuz gibi kabul etmiş ama aynı zamanda gelişmeniz için sizi desteklemiştir.

İşte bu empatik ilgi gösteren biridir.

Şimdi size bir soru? İlgi ve şefkatin olduğu bir ortamda zorbalık ve şiddet var olabilir mi?

Kaynak: https://www.linkedin.com/pulse/20140826183758-117825785-why-we-need-caring-classrooms

Olup bitenler arasında yolunu bulmak..

Kimisi  anlamıyor sanıyoruz..

Kimisi yeni kelimeleri soruyor, anladığını/anlamadığını teyid ettiriyor.

Bomba ne demek, savaş nedir? Mülteciler nereye gidiyor?

Biz yetişkinler ise “Neyi ne kadar anlatsak”, “Hiç mi bahsetmesek”, “Yaşına göre bilgi vermek ne demek” diye düşünüyoruz. Çoğu zaman ne anlatacağımızı bilemeden..

 

Neyi nasıl anlatacağımızın pedagojik yanıtları çeşitli ve aileye göre değişir.

Ama çocuğunuz 4 yaşında da olsa, 9 yaşına da bassa, ergenliğin hüznüne bulanmış da olsa bu iki sosyal duygusal prensibi size yolunuzu bulmada yardımcı olabilir..

 

1.Barış emek ister.

2.Her zaman başka bir seçeneğin vardır.

 

Biraz açalım..

Arkadaşıyla, kardeşiyle, ebeveyniyle olan ilişkilerinde, kendine yabancı olan kişilerle olan yeni iletişiminde çıkan çatışmaları çözmek için uğraşmak gerekir. Çatışmaları çözmek için ise önce güçlü duyguların yatışması gerekir.. İşte emek tam da bu noktada başlar..

 

Özgür iraden senden alınamayacak yegane şarttır. Bazen şartlar çok zordur. Bazen karar veremediğin için ağlamak istersin. Vazgeçmek çok zor gelir.. Sen bil ki, her zaman başka bir seçeneğin mutlaka vardır. Sen iyi olmayı, adil olmayı seçersen zaten “başka” seçeneği seçmiş olursun…

Sevgili öğretmenlerimize sene başlamadan bir mektup

Sevgili Öğretmen,

Eylül ayı… Yeni heyecanların, yeni başlangıçların, kışa hazırlanmanın zamanı. Kendimizi geliştirmeye başlamanın zamanı. Öğrencilerle tekrar bir araya gelme zamanı.  Sınıflarda yeni eşyaların, temiz duvarların kokusu var. Çok az bir zaman sonra cıvıl cıvıl öğrenci sesleri ile dolacak sınıflar.  Belki duvarlarınızı, kapılarınızı öğrencileriniz için süslediniz, tüm sene kullanacağınız materyallerinizi, bu seneki müfredatınızı hazırladınız.  Ya da çalışmalar halen devam ediyor.  Peki bu sene öğrencilerinizin sosyal duygusal öğrenmelerini desteklemek için hazır mısınız?

  • Bu sene tüm öğrencilerinizi kocaman bir “Günaydın” ile tek tek isimlerini söyleyerek karşılayabilirsiniz.
  • Sınıf kurallarınıza mutlaka arkadaşlık becerileri hakkında kurallar da ekleyin.

“Biz sınıfımızda/okulumuzda birbirimize arkadaşça davranırız”

“Bir ihtiyacımız olduğunda nazik ve saygılı bir şekilde yardım isteriz”

“Biz ihtiyacı olan arkadaşlarımıza yardım ederiz”

“Arkadaşlarımızı grup dışında bırakmayız”

“Birinin zorbalığa uğradığını fark edersek (evde veya okulda) bir yetişkinden yardım isteriz”

  • Velilerinizi de yukarıda belirtilen sınıf kuralları hakkında bilgilendirin.
  • Sınıfınızda her türlü duygunun kabul edileceğini anlatın. Konuşmaya çekinen öğrencileriniz için dilek ve öneri kutusu veya duygu panosu gibi uygulamaları kullanın.
  • Eğitim döneminin başında sınıfınızdaki öğrencilerin neler yaşadığını fark etmeye odaklanın.
  • Olumlu davranış sergileyen öğrencilerinizin davranışlarının ne olduğunu tanımlayarak onlara geri bildirimler verin. Örn: “Ayşe, arkadaşından kalemini isterken kibar ve saygılı bir şekilde davrandın”.
  • Sınıf ortamınızın iklimini olumlu tutmaya özen gösterin.
  • Problem çözme, duygu ifadesi, öfke yönetimi alanlarında siz de davranışlarınızla model olun.
  • Sınıfınızda öğrencilerinizin bir kısmı veya hepsi yoğun duygular yaşadıklarında önce onların sakinleşmelerini destekleyin.
  • Siz de bir yetişkin ve eğitimci olarak kendinize iyi bakmayı, oksijen maskelerini önce kendinize takmayı unutmayın!