Monthly Archives: Mart 2015

Beyin Gelişimi ve Sosyal Duygusal Gelişim Bağı

Duygular günlük hayatın ve işleyişin bir parçası. Onlarsız yaşamak mümkün değil. (Kusche, C. A., Greenberg, M., 2006). Duygular günlük hayatın bir parçası olmakla beraber akademik başarıda da kilit bir öneme sahip.

İnsan beyninde doğumdan itibaren nöronlar vardır; ancak ilk 2 yılda nöronlar arasındaki bağlantılar oluşmakta kullanılmayanlar ise sönümleşmektedir. Nöronlar arasındaki bu bağlantıların oluşumu daha yavaş da olsa yetişkinliğe kadar devam etmektedir.

Nöral gelişim açısından, genlerin önemi büyük. Ancak yapılan araştırmalar beyindeki organizasyon ve yapısallaşmanın çevresel etkenlerden de etkilendiğini göstermektedir (Kusche, C. A., Greenberg, M., 2006). Yani hem biyolojik faktörler hem de çevresel dış faktörler beyin gelişimine bir arada etki etmekte. Beynin özellikleri ile ilgili araştırmalar bize beynin plastisitesinin özellikle yaşamın ilk yıllarında oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Yaş büyüdükçe beynin bu özelliği azalmakta ancak hiçbir zaman tam olarak bitmemektedir. Beynin plastisitesinin yüksek olması bize tecrübeler karşısında değişmek üzere tasarlandığını göstermektedir (Davidson, R., 2007 CASEL toplantısı).

Beyindeki farklı alanların Sosyal ve Duygusal Gelişim için farklı rolleri vardır. Bu bölümlerden iki tanesi amigdala ve frontal lobdur.

. Amigdala, duyulardan elde edilen bilgileri kullanarak duygusal bazı anılara sahip olmamızı sağlar. Özellikle erken çocukluk döneminden anıları hatırlamamakla beraber duygular bilinçaltında saklanmaktadır. O dönemdeki dil gelişiminin daha tamamlanmamış olması bu durumun bir nedeni olarak düşünülmektedir.
. Frontal lob ise beyinde gelişimi en uzun süren bölümlerden biridir. Planlama ve organizasyon, dürtü kontrolü, ihtiyaç erteleme, dikkat, konsantrasyon, ahlaki bilinç, benlik algısı, empati, muhakeme gibi yürütücü işlevlerden sorumlu bölümdür. Dikkat ve konsantrasyon, yani çevredeki gerekli bilgileri alıp gereksizlerden ayırmak, akademik başarıya direk etkisi olan bir alan.

Bu alan çocuğun duygusal durumundan çok etkilenir. Üzgün, kızgın, stresli, hayal kırıklığına uğramış gibi farklı duygusal durumlarda olan çocukların derslerine konstantre olması ve dikkatini vermesi zordur. Bu nedenle öğretmenin, çocuğun dikkatinin dağınık olduğu anları fark edip, çocuğun duygu durumunu takip etmesi önemlidir. Yoğun ve olumsuz duygular ile baş etmek çocukların zorlandığı bir alandır. Bu nedenle, duygusal olarak zorlanan bir çocuğa destek olmak ve duygusu ile baş etmesini sağlamak önemlidir. Rahatlayan çocuk okuldaki akademik işlere de daha rahat yoğunlaşabilir.

Eğer öğretmen bu olumsuz duyguları fark etmeyip, çocuğun biraz daha fazla çabalamasına yönelik bir eleştiri yaparsa, bu çocuğun kendisine olan güvenini azaltan bir etken olabilmektedir (Kusche, C. A., Greenberg, M., 2006).

Beyin ve Sosyal Duygusal Gelişim üzerine yapılan araştırmalar davranışçı yöntemlerin beynin yapısını değiştirebildiğini göstermektedir. Yani “öğrendiğimiz” her şeyin beyne biyolojik bir etkisi var. Ergenlerle yapılan ve MR görüntülemesiyle beynin incelendiği araştırmalar, Sosyal Duygusal Öğrenmeye yönelik eğitimlerin özellikle amigdalayı ve frontal lobu yapısal olarak değiştirdiğini göstermektedir (Davidson, R., 2007 CASEL toplantısı).

Beyindeki bu değişikliklerin vücut için dolaylı bir etkisi de, bu bölümlerin kortisol hormonuna olan etkisidir. Stres için oldukça önemli hormonlardan biri kortisol hormonudur. Beyin örüntüsüne dayanarak belirlenen (amigdala ve frontal lob) iyi duygusal düzenleyiciliğe sahip bireylerin daha uyumlu bir kortisol grafiği sergilediği görülmüş.

Buradan da anlıyoruz ki duygusal düzenleme stratejileri sadece beynimiz için değil vücut sağlığımız için de oldukça önemli bir role sahiptir (Davidson, R., 2007 CASEL toplantısı).

Kaynaklar:

– Davidson, R., 2007. The Heart-Brain Connection: The Neuroscience of Social, Emo-
tional, and Academic Learning. CASEL toplantısı

– Kusche, C. A., Greenberg, M., “Brain Development and Social-Emotional
Learning: An Introduction for Educators”. M. J. Elias, H. Arnold (editörler),
The Emotional Intelligence and Academic Achievement, syf. (15-34).
California.: Corwin Press (2006).

Duygusal Dayanıklı Bireylerin 7 Özelliği

Emotional Resillience’ın Türkçe karşılığı “Duygusal Dayanıklılık” olarak çevrilebilir. Aslında “dayanıklılık”, ne olursa olsun etkilenmemek değil, sahip olduğunuz özellikler ve baş etme yöntemleriniz ile sizin ve şartlarınızın izin verdiği oranda “esnemek”tir.

Duygusal dayanıklılıkları güçlü bireylerin özellikleri olarak aşağıdaki başlıklar sıralanmaktadır.

1. Duygusal farkındalık. Olay sırasında ya da sonrasında nasıl hissettiklerini tanımlayabilir, farklı duygular arasında ayırım yapabilirler. Böylelikle kendi iç dünyaları ile bağlantılarını daha rahat sürdürürler.

2. Sebat edebilme. Stres yaratan durumlar karşısında sebat edebilir, durumun geçmesini bekleyebilir veya durum ile baş etmek için adımları hesaplayıp bu adımları sebat ederek uygulayabilir.

3. İç kontrol. Durumların hep dış etkenler nedeniyle olduğunu düşünmez ve iç kontrolü sayesinde durumlar ile baş edebileceğini bilir. Böylelikle bu bireyler daha çözüm odaklı hareket edebilirler.

4. İyimserlik. Durumlar karşısında kendini kurbanmış gibi hissetmez, durumun geçici ve baş edilebilir bir durum olduğunu bilir. Aynı zamanda olayları yeni farkındalıklar yaratmak için kullanırlar. Her zor durumda aydınlık bir taraf bulurlar.

5. Destek. Olaylar ile baş etmek için sosyal desteğin önemini bilirler ve gerektiğinde yardım isteyebilirler. Bu nedenle sosyal çevrelerinde onları destekleyebilecek aile fertleri ve yakın arkadaşları hep mevcuttur.

6. Perspektif kazanma. Kendi yanlışlarını öğrenme tecrübesine dönüştürebilir, zorlukları kendi gelişimleri için birer fırsat olarak kullanabilirler.

7. Espri anlayışı. Zor durumlar ile baş ederken kendilerine gülebilirler, bir baş etme yöntemi olarak mizahı seçebilirler.

Dayanıklı yetişkinliğin yolu çocukluktan geçiyor…

Sosyal duygusal becerilerin okul ortamında desteklenmesi ile öğrencilerin sadece okul becerileri gelişmez aynı zamanda yaşam becerileri de gelişir. Bu becerilerin desteklenmesi sayesinde öğrenciler duygularını uygun bir biçimde tanımlayabilir, empati kurabilir, başkalarını dinleyebilir, farklılıkları kabul edebilirler. Sosyal duygusal becerileri gelişen çocuklar duygu yönetimi yapabilir, dürtüleri ile baş edebilir ve problemler ile uygun bir bi-
çimde baş edebilirler. Tüm bunlar çocukların iletişim ve arkadaşlık becerilerini destekler ve çocuklar başkalarına ilgi gösteren birer birey haline gelirler.

 

(Smith J. 2012. Effect of Social Emotional Learning Programs on Resiliency of Students at Risk).

 

 

Çocukların Sosyal Duygusal Gelişimini Desteklemek için 10 Altın Öneri

1. Güçlü olduğu alanlara odaklanın: Çocuğunuzun olumlu yönlerini, başarılarını överken somut olarak davranışa odaklanın. Bir sınav sonucu açıklandığında önce iyi yaptığı, başardığı sorular ile ilgili konuşun. Daha sonra geliştirebileceği alanlar üzerinde durun. Sadece eksik ya da yanlış olana odaklanmayın.
2. Olumsuz davranışların sonuçlarını takip edin: Bazı zamanlarda anne-babalar kızgınlıkla uygulayamayacakları ya da davranışla örtüşmeyen yaptırımlar belirleyebilirler. Örneğin” bu davranışın yüzünden bir ay televizyon izlemeyeceksin” dediğinizde hem siz, hem çocuğunuz bir kaç gün sonra televizyon yasağının sona ereceğini aslında biliyorsunuzdur. Bu yüzden adil olan ve uygulayabileceğiniz yaptırımlar belirleyin.


3. Çocuğunuza nasıl hissettiğini sorun: Çocuğunuza nasıl hissettiğini sorduğunuzda verdiğiniz mesaj duyguların önemli olduğu ve onun nasıl hissettiğini önemsediğinizdir.


4. Öfkelendiğiniz durumlarda sakinleşebileceğiniz yollar bulun: Kızmak normal bir durumdur. Ancak kızgınlığı tetikleyen durumlar hakkında düşünmek ve kontrolü kaybetmeden önce harekete geçmek önemlidir. Derin nefes almak, kızgınlık halinde kimsenin rahatsız etmeyeceği “sakin bir köşe” belirlemek, ya da birkaç dakikalığına odayı terk etmek… Ailece bir araya gelerek herkesin sakinleşmek için neler yapabileceğini konuşun.


5. Olumsuz eleştiri ve alaydan uzak durun: Anne-babanın çocuğunu eleştirirken kullandığı dil çok önemlidir. Sarkastik ve alay içeren olumsuz eleştiriler çocuğun özgüvenini olumsuz olarak etkileyecek kendisini yetersiz ve değersiz bir birey gibi hissetmesine neden olacaktır. Bu da hem okul başarısına hem de arkadaş ilişkilerine zarar verebilir. Daha önemlisi ebeveyn-çocuk arasındaki güven ilişkisi zedelenir. Düşünerek konuşmak ve yeni bir şeyler öğrenirken hata yapması için ona alan tanımak önemlidir.


6. Gerektiğinde özür dileyin: Anne-baba olarak söylemek istemediğiniz bir şey söylediğinizde ya da çocuğunuzu üzecek bir davranışta bulunduğunuzda özür dileyin. Sakin bir şekilde asıl söylemek istediğinizin ne olduğunu açıklamak, özür dilemek iyi bir rol modeli olmanızı sağlar. Böylece birsinin duygularını incittiğinizde özür dilemenin ne kadar önemli olduğu göstermiş olursunuz.


7. Seçim sansı ve seçimlerine saygı gösterin: Çocuklar seçim yapma şansına sahip olduklarında karşılaştıkları problemleri nasıl çözebileceklerini öğrenirler. Anne-baba olarak onun adına verdiğiniz her karar, yaptığınız her seçim onun kendisi adına karar vermesini engelleyecektir. Çocuklara tercihleri hakkında konuşma ve karar verme fırsatı sağlamak, onlara düşüncelerinin ve duygularının önemli olduğu mesajını verir.


8. Problemlerini kendi başlarına çözmelerine yardımcı olacak sorular sorun: Anne-babalar çocuklarının bir sorunu olduğunu duyduklarında içgüdüsel olarak olaya müdahil olmak isterler. Ama bu çocuğun kendi problemlerini çözme becerisine zarar verebilir. Daha etkili ve yardımcı olacak yöntem ise doğru soruları sormaktır; “Bu durumda ne yapabilirsin?” “Eğer bu çözüm yolunu seçersen sonuçları nenler olabilir?”


9. Birlikte kitap okuyun, film izleyin: Birlikte hikayeler okumak ya da film izlemek kişiler arası paylaşımı güçlendirmenin yöntemlerinden biridir. Hikayelerdeki ve filmlerdeki kişilerin yaşadıkları olaylar karşısındaki tepkileri ve duyguları hakkında konuşmak, durumlar ile nasıl baş ettiklerini incelemek verimli bir öğrenme yöntemidir.


10. Yardımlaşmayı ve paylaşmayı pekiştirin: Çocuğunuza yardımlaşmayı ve paylaşmayı öğretebileceğiniz birçok farklı yol bulabilirsiniz. Etrafınızda ihtiyacı olan komşulara yardım etmek, karşıdan karşıya geçen birine yol vermek gibi. Böylece çocuğunuz başkalarının hayatı üzerinde nasıl olumlu bir etkisi olduğunu görebilir.

Kaynak: CASEL (Collaborative for Academic, Social,and Emotional Learning) Ideas and Tools for Working with Parents and Families.

Çocukların Empati Becerilerini Destekleyecek 7 Soru

1)“Bu sana kendini nasıl hissettirdi?”
Çocuğun özellikle yoğun duyguları olduğunda onları isimlendirebilmesi hem sakinleşebilmesi hem de problemlerini çözebilmesi için ilk adım.
2)“Beni de bazı şeyler korkutur?
Anne ve babanın da kendi duygularını konuşması, örnek vermesi çocuğun duyguları fark etmesi ve adlandırması için gereklidir.


3)“Sence bu durumda kardeşin/ablan/ağabeyin/arkadaşın nasıl hisseder?”
Kavga, çatışma gibi bir durum yaşanmadan önce durup kendini başkasının yerine koymak, karşısındakinin duygusunu anlamak, çocuğun dürtüsel davranışlarını azaltacaktır.


4)“Sence bu hikayedeki kahraman nasıl hissediyor? Sence neden böyle davranmayı seçti?”
Kendisi üzerinden değil de kitaptaki karakterler üzerinden konuşmak çocuğun bazı sosyal senaryoları önyargısız olarak analiz etmesi için mükemmel bir fırsattır.


5)“Sence bu hangi duygu?”
Küçük bir oyun önerisi. Farklı mimikler yaparak çocuğunuzdan gösterdiğiniz duyguyu tahmin etmeye çalışmasını isteyin. Sonra o da farklı mimikler ile başka bir duyguyu göstermeye çalışsın. Bir sonraki adım hangi durumlarda bu duyguların ortaya çıktığını konuşmak olabilir.


6)“Süper güçlerin olsaydı, birilerine yardım etmek için hangi gücünü kullanırdın?”
Çocuğunuz acaba hangi bireylerin/ canlıların ihtiyaçlarının farkında. Hayal gücünü de kullanarak empati becerisini geliştirebileceğiniz keyifli bir etkinlik.
7)“Sen 7 yaşındayken nasıl biriydin?”


Siz de çocukluk anılarınızı, çocukken hissettiklerinizi çocuğunuzla paylaşın. Hatta çocuğunuzun bu soruları büyükanne ve büyükbabalarına da sormasını sağlayın. Anıları, duyguları, farklılıkları ve benzerlikleri paylaşmak çocuğunuzun farklı yaşantılar hakkında farkındalığını arttıracaktır.

 

Kaynak: http://startempathy.org/blog/2014/07/7-questions-ask-kids-encourage-empathy